Kafirlerin Kalpleri, Gözleri, Kulakları Mühürlü Müdür?


İslam'ı merak eden bir dostumuza, bir ateiste, deiste Kur’an’ı ön yargısız bir şekilde okumasını tavsiye etsek, o da okumaya başlasa ikinci sayfada alttaki ayetleri görecek.

Bakara
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

6. Gerçek şu ki, kâfir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir; iman etmezler.

7. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır.

Bir ateist, deist “Allah ne diyor” diye Kur’an’ı okumaya başladı, bismillah ikinci sayfada aslında kalbinin ve kulağının mühürlü olduğunu öğrendi. Bir çok kişinin bu ayeti okuduktan sonra Kur’an’ı bir daha okumadıklarını duydum. Biz Müslümanlar bu ayetleri görmezden geliyoruz. “Alah’ın bir bildiği vardır” diye yaklaşıyoruz. Hiç düşündün mü bu ayetlerde geçen mühür ne demek? Ne kadar anlatırsan anlat kulakları duymuyor ve kalbi bir türlü imanı kabul edemiyor demek, çünkü mühürlü. Bunun daha acayip tercümesi Yasin Suresinde var.

Yasin
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

7. Ant olsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.

8. Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır.

9. Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler.

10. Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.

Bu tercümeleri yapanlar Allah’a nasıl hesap verecek çok merak ediyorum. Bu tercümeye göre Allah kafirlerin boynuna manevi halkalar geçirmiş, görünmüyorlar ama boyunlarındalar. Kafirler bu yüzden kafaları yukarı kalkık, kibirli, bir türlü boyun eğmez haldeymiş. Haşa Allah yapmış bunu. Üstelik Allah halkalarla yetinmemiş bir de bu kişilerin önüne arkasına set çekmiş. O da yetmemiş gözlerine de perde germiş. Onuncu ayete bak “onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar” diyor. Yahu böyle bir insan inanabilir mi? Haşa Allah kafirler inanmasın diye her şeyi yapmış, sonra da peygambere “onları uyarmana gerek yok, söylediklerini anlamazlar” demiş, öyle mi? Gerçekten bu mealleri yazanlar Allah’a nasıl hesap verecek çok merak ediyorum.

Mealler baştan sona Allah’ın insanları saptırdığı, gözüne, kulağına, kalbine mühür vurduğu tercümeleriyle dolu. İnsanlar bu ayetleri gördükten sonra niye Müslüman olsun ki? Zaten olmuyorlar. Çoğu, ateist kalmaya devam ediyor. Bazıları da Allah inancını kaybetmemek için Deist oluyor. Biz Müslümanlar bu tercümelerin neye sebep olduğunun farında değiliz. Alttaki yorumları ateist bir forumdan aldım. Üstteki ayetler hakkında yazmışlar.

“Beni dumur denizinde yüzdüren ayettir “kendi kekini kendi yemek” diye tam da bu ayette söylenenlere denir çünkü kendi mühürlüyor, kendi perdeliyor, sonra bir de kendi cezalandırıyor. Kendi elleriyle kötü ve istenmeyen bir ahlak formunda yarattığı insanı, utanmadan bir de cezalandırıyor. Akıl ve mantıktan yoksunluğun fazlaca ironik, çarpıcı bir örneğini teşkil eder bu ayet her zaman bana.”

“Ayetin savunma şekli daha da komik; madem Allah'ın her şeye gücü yetiyor, peygambere inanmayanların şuurunu temelli kapatacağına adamakıllı açsaymış da inanmalarını sağlasaymış ya. Acaba insanlara işkence çektirmek için önlerine taş koymaktan zevk alan bir tanrı mı bu?”

Peki ayetlerde gerçekten Allah’ın inanmayanların kalbini kulağını mühürlediği yazıyor mu?

İstihare-i Temsiliye Nedir?

İstihare-i temsiliye diye bir anlatım tarzı var. Bunu Kur'an'ı Kerim'de sık sık görüyoruz. İstihare, ödünç almak demektir. İstihare yaparken bir örneği ödünç alır, onu kullanarak anlatmak istenilen anlatılır. Mesela eski ağır sıklet boks şampiyonu olan Mike Tyson’ın lakabı “iron Mike Tyson” dı. “Demir Mike Tyson.” Bu ifadeden Mike Tyson’un gerçekten demir olduğunu düşünüyor musun? Demir’in bir benzetme olduğunun farkındasın. Bunun gib bazı boksörlere “demir yumruk” dendiğini duymuşsundur. İşte bunlar istihare-i temsiliyedir. Bu benzetmeler yapılırken benzetme edatı kullanılmaz. "Demir yumuk" dediğimizde, hiç kimse o boksörün yumruğunun gerçekten demirden olduğunu düşünmez. Bu ifadeyi, benzetme edatını göstererek "demir gibi yumruk" yazdığımızda ifadenin gücü zayıflıyor. O yüzden bu ifadelerde sanki, gibi vs benzetme edatları yazılmaz. Atasözleri de böyle anlam içerir. "Şakanın sonu kakadır" cümlesinde anlatılmak istenen şakayla gerçek anlamda kaka arasında bir bağ olduğu değil, şaka yaparken ilişkilerin bozulmasına kadar gidecek kırgınlıklar olabileceği anlatılmaktadır. Bunu bir başka dile tercüme ederken muhatabın anlayacağı şekilde tercüme etmek gerekir. Yoksa bu cümleyi okuyanlar şakayla kaka arsında bağ kurmaya çalışacaktır. Örneğini verdiğim Bakara yedinci ve Yasin suresindeki ayetlerdeki istihare-i temsiliye de bunun gibidir. Burada görmek, duymak, inanmak istemeyen insanlar anlatılıyor. Bu insanlar kör, sağır değil ama sanki Allah onların kulaklarını gözlerimi mühürlemiş gibi davranıyorlar. Dediğim gibi "sanki" yazılmıyor çünkü Arapçada benzetme edatı kullanılınca ifade zayıflamaktadır. Aslında her dilde böyledir. Ama bu ayetleri bir başka dile tercüme ederken benzetme edatı olan "sanki, gibi" kelimeler mutlaka kullanılmalıdır ki muhatap ayette anlatılmak isteneni doğru anlasın. Bizim meallerin sıkıntısı bu. Tercüme edenler ayetteki benzetme edatını yazmadan ifadeyi olduğu gibi tercüme ediyor. Bu ayetlerin doğru tercümesini Sülemaniye Vakfı’nın mealinde görebilirsin. Ayetlerin doğru tercümesi şöyle;

Bakara
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

6. Kâfirleri (Kur’an’ı görmezlikte direnenleri) ister uyar ister uyarma, onlar için fark etmez; inanıp güvenmezler.

7. Sanki kalplerini ve kulaklarını Allah mühürlemiş, gözleri de perdelidir. Onların hak ettiği büyük bir azaptır

Yasin
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

7. Onların çoğu, bunun gerçekten Allah’ın sözü olduğunu anladı ama (bir türlü) inanıp güvenemiyorlar.

8. Sanki boyunlarına, çenelerine kadar dayanan demir halkalar takmışız da baş eğemiyorlar.

9. Sanki hem önlerine bir engel hem de arkalarına bir engel koyup kuşatmışız da göremiyorlar. [*]

[*] Bu iki âyette, Mekkelilerin, Kur’ân karşısındaki tavırları, temsili istiare (alegori) denen sembollerle canlandırılmıştır. Mecaz çeşitlerinden olan istiarede gerçek anlamı kast etme ihtimali olmadığı için Araplar benzetme edatı kullanmazlar. Türk okuyucular bu gibi âyetlerdeki ifadeleri mecaz değil, gerçek sandığı için benzetme edatı olarak “sanki” kelimesini kullanma zorunluluğu doğmuştur.

10. Onları uyarsan da uyarmasan da fark etmez, güvenmiyorlar!

Kimsenin kalbinde, kulağında, gözünde mühür yok. Allah kimseye zulmetmez. İnsanlar ne yapıyorsa kendilerine yapıyor. İnanmayan insanlar Allah'a yönelse Allah anlamalarına yardım edeceğini söylüyor.

Enfal
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

23. Allah onlarda bir hayır (hakka yöneliş) olduğunu bilseydi, elbette onların işitmelerine yardım ederdi. Onlarda yöneliş olmadığı için işitseler bile, mutlaka yine yüz çevirerek dönüp giderlerdi.

Ateistlerin forumlarında yazıp çizdiği gibi Allah insanları cehenneme atıp yakma heyecanı duymuyor. Tam terci herkesi doğru yolu iletmek ve tövbeleri kabul etmek istiyor.

Nisa
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

26. Allah size (hükümlerini) açıklamak, size sizden öncekilerin yollarını göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah bilen ve doğru hüküm/karar verendir.

Pek çok insan başta peygamberimize [sallallahu aleyhi ve sellem] inanmadı ama zamanla putperest insanlar yalnız ve yalnız Allah’a teslim olan, ibadet eden hale geldi, aracılarını, putlarını kaldırdılar. Allah bu insanların kalbini, gözünü mühürlemiş olsaydı bu insanlar nasıl müslüman olacaktı? Bununla beraber farklı bir durum var o da Ebu Leheb gibi putlarından, yaşam tarzından vazgeçmeye bir türlü yanaşmayan, ölene kadar bu davete uymayanlar var. Bu onların mühürlendiğini değil sapıklıkta kalmakta ki kararlılığını gösterir. Kimsenin gözü kulağı perdeli, engelli değil. İnsanlar Kur'an'ı anlatanlara sanki kulakları, gözleri, akılları, karar verme mekanizmaları yokmuş gibi davranıyor. O zaman bu daveti duymayanların ve en kötü sona doğru gidenlerin sorumlusu kim oluyor?

Dinlemeyen İnsanlara Peygamberler Bile Bir Şey Yapamaz

Kur'an' bir bütün olarak ele alınca insan ne hak ediyorsa kendi yaptıklarından hak ediyor. Eğer peygamberimizin hayatını ve islam davetini nasıl yaptığı kitaplara bakarsan pek çok rivayette peygamberimizin konuşmaları karşısında insanların duvar gibi duran, duymak, görmek ve akıllarını kullanmak istemeyen insanlara islamı anlatabilmek için çok uğraştığını hatta insanların vurdum duymaz tavrı karşısında çok üzüldüğünün ve endişe duyduğunu yazdığını görebilirsin. Bu gayret, üzüntü ve endişe neden? Çünkü peygamberimiz bu daveti red edenlerin sonunun ne olacağını çok iyi biliyordu. Alttaki hadiste peygamberimizin söylediklerine dikkat et.

Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle dedi;

Benim durumum bir ateşin yanındaki kişinin durumuna benzer. Ateş yanıp etrafına aydınlattığı zaman, pervaneler ve diğer bazı böcekler kendilerini ateşe atmaya başlar. Adam yanmamaları için onları ateşten uzaklaştırmaya çalışır, fakat onlar buna rağmen kendilerini ateşe atarlar. Aynı şekilde ben de sizleri eteklerinden tutup Cehennem çukuruna düşmekten alıkoymaya çalışıyorum; "buraya gelin, ateşten uzaklaşın, buraya gelin, ateşten uzaklaşın" diye bağırıyorum ama ne var ki sizler elimden kurtulup, doğruca Cehennem çukuruna koşmaya devam ediyorsunuz. Buhârî, Enbiyâ, 40, Rikâk, 26; Müslim, Fedâil, 18; Tirmizî, Edeb, 82; Ahmed b Hanbel, Müsned, II, 244, 312, III, 392)

Peygamberimizin bu sözü benim için peygamber olduğuna delildir.

Alttaki ayete tekrar bakarsan üstteki peygamberimizi sözünü daha iyi kavrarsın.

Bakara
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

171. Kendilerini âyetlere kapatanların durumu, çağırma ve bağırma dışında bir anlam veremediği sese karşı öten karganın durumu gibidir. Sağır, dilsiz ve kör kesilirler. Onlar akıllarını kullanmazlar.

Bunun gibi pek çok ayet var. Şuara suresinde Allah peygamberimize insanların sırtını dönüp gitmesinden dolayı “kendini bu kadar üzme” diyor.

Şuara
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

1. Ta, Sin, Mim.

2. Bunlar, apaçık olan kitabın ayetleridir.

3. Onlar inanmıyorlar diye, neredeyse kendini helâk edeceksin.

4. Gerek görseydik gökten üzerlerine öyle bir ayet (mucize, delil) indirirdik ki karşısında başları öne eğilirdi.

5. Rahmân’dan onlara yeni bir hatırlatma/öğüt/ayet gelince; ondan yüz çeviriyorlar.

6. Israrla yalanlıyorlar; yalanlıyor oldukları şeyin haberleri kendilerine, yakında gelecektir!

Allah’ın bu dünyada oluşturduğu düzen; ne için çalışır gayret edersen onu elde edersin sistemidir. Peygamber de olsan karşındaki bu dine yönelmezse, anlamaya gayret etmezse gerçeklere inandıramazsın. Peygamberler ya da bu gün bu dinin gerçeklerini anlatanlar karşısında insanların tavırları çok önemli. Bir insana bir şey anlatmak istediğini düşün karşındaki sana sırtını dönse başka tarafa baksa kulaklarını da kapatsa bu insana sesini, anlatacaklarını duyurabilir misin? Yukarıdaki onlar inanmıyorlar diye, neredeyse kendini helâk edeceksin ifadesi bunu anlatıyor. Şu ayetlere bak.

Neml
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

80. Muhakkak ki sen ölülere duyuramazsın. Çağrıyı sağırlara da duyuramazsın, arkalarını dönmüş giderlerken!

81. Sen körleri (gerçekleri görmek istemeyenleri) sapkınlıklarından çevirip zorla doğru yola getiremezsin. Sen ancak ayetlerimize inanan kimselere duyurabilirsin. İşte onlar teslim olanlardır.

Rum
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

52. Şüphesiz ki sen ölülere işittiremezsin! Ve çağrıyı; arkalarını dönmüş giderlerken, sağırlara da duyuramazsın!

53. Görmek istemeyenleri de (düşünce körlüğü içinde olanları), sapıklıklarından (kurtarıp) doğru yola iletemezsin! Sen ancak ayetlerimizi düşünen, araştıran, inanan kişilere işittirirsin. Onlar teslim olan/müslim kimselerdir.

Yunus suresinde yine buna değiniliyor, peygamberlerin ancak kulak vererek, dinleyen, düşünen insanlara bu mesajı duyurabileceği bildiriyor.

Neml
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

42. İçlerinden, sana kulak verip dinleyen kimseler vardır. Ama sen mi anlamak için dinlemeyenlere duyuracaksın? Üstelik, onlar akıllarını kullanmıyorlarsa!

43. İçlerinden, sana bakan kimseler de vardır. Körleri (görüp düşünmeyenleri) doğru yola götürecek sen misin? Üstelik, basiretleriyle de görmüyorlarsa!

44. Kesinlikle Allah hiç bir şeyle insanlara zulmetmez! Ancak insanlar, kendi kendilerine zulmediyorlar.

47. Her toplumun bir rasûlü vardır. Rasûlleri geldiği zaman aralarında adaletle hüküm verilir. Ve onlara hiç zulmedilmez.

Kimsenin kalbinde kulağında, gözünde mühür yok ve hiç kimse ne kadar istese de bir başkasının inanmasını sağlayamaz ancak yol gösterebilir. İnsanların kendileri araştırıp, görmeleri gerekiyor. Peygamberimiz insanların inanmaları için çok çalışmış. Aslında Kur'an'ın bütününe bakarsak bütün peygamberler insanlar inansınlar diye çok çalışmış, insanlar gerçekleri görmelerini çok istemişler ama istemeyle olmuyor, karşıdakilerin dinlemesi gerekiyor. Dinleyen doğruları görür.

Peygamberimizin alttaki uyarıları bence çok önemli çünkü sapıklıkta direnen kötü bir karşılık bulacak diyor.

Neml
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

91. De ki; “ben bu şehrin Sahibine kulluk etme emri aldım. Burayı harem bölgesi yapan odur; her şey onundur. Bana, müslümanlardan olmam emredilmiştir.”

92. “Bir de Kur’an’a uyma emri aldım.” Yola gelen kendisi için gelir. Yoldan çıkan olursa ona de ki, “Ben sadece uyarıda bulunan bir kişiyim.”

Peygamberlerin uyarıcı ve müjdeci olmasına, yaptıkları davete karşı inanmak istemeyen insanların davranışlarına örnekler var, bu bölümde bunları göstereceğim.

Neml
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

43. İçlerinden, sana bakan kimseler de vardır. Körleri (görüp düşünmeyenleri) doğru yola götürecek sen misin? Üstelik, basiretleriyle de görmüyorlarsa!

96. Şüphesiz ki, Rabbinin azap sözü üzerilerine hak olan zalimler, artık inanmazlar.

97. Bütün ayetler onlara gelmiş olsa bile, acı azabı görünceye kadar!

Tövbe “yanlış yapmışım, gittiğim yol yanlışmış, Senin yolun doğruymuş beni bağışla” demek. Dönüş yapmak dinlemeye bağlı, yukarıda anlatılan “sanki kulaklarında ağırlık var da duymuyorlar” tutumunda olan yani dinlemek istemeyen, anlatılanların doğru olduğunu nasıl kavrayacak? Kur'an' karşısında kendisini kapayan ahirette hesap günü ve başka bir hayat olduğuna nasıl inanacak?

Sadık Türkmen’in meali

İsra
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

45. Kur'an okunduğunda, ahirete inanmayanlarla senin aranda sanki bir perde var.

46. Zekâlarında onu kavramalarına engel olan kabuklar, kulaklarında da bir ağırlık var sanki. Kur’an’da bir ve tek olan Rabbini andığın zaman; onlar kaçarcasına arkalarını dönüp gidiyorlar.

47. Biz, seni ne maksatla dinlediklerini ve hani onlar gizli konuşurlarken de o zalimlerin; “Siz ancak, sihirlenmiş bir adama tâbi oluyorsunuz” dediklerini de gayet iyi biliyoruz.

48. Bak, sana nasıl misaller verdiler? Böylece şaşırdılar, artık bir yol bulmaya güç yetiremezler.

49. Dediler ki: “Biz kemik yığını ve kokuşmuş toprak olduktan sonra mı?.. Gerçekten biz mi yepyeni bir yaratılışla diriltileceğiz?”

50. De ki: “İster taş olun, ister demir,

51. ya da; aklınızda imkânsız gibi görünen herhangi bir yaratık!” Diyecekler ki: “Bizi tekrar kim (hayata) döndürebilir?” De ki: “İlk defa sizi yaratan!” Başlarını sana alaylı bir şekilde sallayacaklar ve: “O ne zaman?” diyecekler. De ki: “Belki de pek yakında!”

52. Sizi çağıracağı gün, her şeyi yerli yerince yapan O’nun çağrısına derhal cevap verirsiniz. Ve ancak az bir zaman kaldığınızı sanırsınız.

Ailesinden müslüman olanlar tamam da sonradan müslüman olan ya da benim gibi 24 yaşında bir idrâk yaşayıp müslümanlığın bütün gereklerini yerine getirmeye başlayanlar nasıl açıklanır? Hadi diyelim onlar aileden gördü sorgulamadı körü körüne inandı, bu bile olacak şey değil ya sonradan müsülan olanlar nasıl açıklanacak. 40 yaşında müslüman olanlar var. Müslüman Allah’a teslim olan demek. İnsanlar Allah’a teslim oluyor. Burada fark etmen gereken bir şey var. Allah kendisine yönelene isterse 80 yaşında olsun görüp anlamsına, soru işartlerini gidermesine yardım ediyor. Benim ve benim gibilerin hikayesi budur. Allah’ı aramak, gayret etmek. Çalışman, geyretin ne yöndeyse onu elde edersin.

Bakara 171. Ayet - Kalp Göz ve Kulakların Mühürlenmesi Ne Demek - Abdülaziz Bayındır

Geleneksel meallerde yapılan yanlışardan biri de Bakara 171. ayet. Normalde bu ayete İnkâr edenleri imana çağıran (peygamber) ile inkâr edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar diye meal veriyorlar ama bu doğru bir meal değil. Alttaki derste istiharei temsiliye yoluyla belirtilen kafirlerin kalplerinin mühürlü olması ne demek ve Bakara 171. ayetin doğru tefsirini dinleyebilirsin. Ayetin doğru meali şöyle;

Bakara
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

171. Kendilerini âyetlere kapatanların[ durumu, çağırma ve bağırma dışında bir anlam veremediği sese karşı öten karganın durumu gibidir. Sağır, dilsiz ve kör kesilirler. Onlar akıllarını kullanmazlar.

Buraya kadar yazdıklarımla görmüş oldun ki dinin uydurulmuş olduğunu zannedip sürekli bu yönde gayret çaba harcayan insanın bu dinin uydurulmadığını anlaması mümkün değil, duymamak için sırtlarını dönüp, kulaklarını tıkıyorlar, ayetlerle alay ediyorlar. Allah bu insanlara hidayet etmeyeceğini bildirmiş. Ateist bir grubun paylaştığı resimlerden biri, peygamberimizin vahiy almasına “hayali arkadaş” bunun kitlelere yansımasına “din” dendiğini yazmışlar.

Hayali arkadaşları olanlar, sesler duyup bu seslere göre çeşitli işler yapanlara şizofren deniyor ve bu bir hastalık. Ayetler mealen “sanki biz bu insanları cehennem için yaratmışız, kulakları var duymak istemiyorlar, gözleri var görmek istemiyorlar, akılları var kullanmak istemiyorlar, sanki Biz onlara bir perde çekmişiz de görmelerini, duymalarını engellemişiz gibi davranıyorlar, uyarılara kulak asmıyorlar, sanki biz bu insanları cehennem için yaratmışız” diyor. Bu ayetler insanların neden inanmadıklarını en güzel şekilde açıklıyor. Gazetelerde dünyada bir buçuk milyar civarı müslüman olduğu yazılıp çiziliyor. Bir arkadaşımla sohbet ederken dünyadaki bir buçuk milyara yakın insanın müslüman olması hatta diğer semavî dinleri de katarsak "Allah’a inanan bu kadar insanın inancının temeli nedir, milyarlarca insan bir hayalin, yukarıdaki ifadeyle haşa bir şizofrenin peşinden mi gidiyor" diye sormuştum, cevap olarak "insanların küçüklükten bu bilgilerle büyütüldüğü için bunlara inanıyorlar" demişti. Buna karşılık "bizden çok daha zeki ilahiyatçılar, hocalar, ömrünü bu dini araştırmaya aramış insanlar var onlarda bunun uydurulmuş olduğunu anlayamamış mı" demiştim. Buna cevap “bunlar kanıksanmış bilgi, içlerine işlemiş” gibi bir cevap vermişti. Yani ona göre din öyle bir işlemiş ki bu insanların içine yalan olduğunu anladığı halde kanıksadığı için namaz kılmaya, oruç tutmaya, ihtiyacından fazlasından ihtiyaç sahiplerine harcamaya devam ediyor. İnsanlar görmek duymak istemedikleri zaman karşılarındakilerin yaşadığı hayatı “kanıksanmış bilgi, farkında olmadan yaşıyorlar” diye algılıyor ama aslında tam tersi, farkında olmadan yaşayan kendileri.

İnsanların neden görüp görmediğiyle ilgili anahtar nedir pek çok örnek verdim tekrarlamayacağım. Dünyada bu kadar milyar insan görüyor ya, bu kadar insan sence haşa gaipten ses duyan bir şizofrenin” peşinden mi gidiyor yoksa inanmayanlar, red edenler, sapıklığı tercih edenler tercihleri yüzünden mi göremiyor? Dualarında sanki Allah karşısındaymış gibi göz yaşı döküp ağlayanlar var “ben senden razıyım sen de benden razı ol” diye dua edenler var. Bunu red edenlere nasıl izah edebilirisin? Bunu yaşamayana anlatmak mümkün değil. Bu kadar milyar nasıl oluyor da olmayan bir şeye dua ediyor? Acaba böyle mi yoksa inkardan dolayı, sapıklığı tercih edeler mi göremiyor? Anlasana burada başka bir şey var.