Vahdet-i Vücut – Varlık Birliği Nedir? – Kurana Ne Kadar Uygundur? Bakara 115 Vahdeti Vücut Delili Midir?

☰ Menü

Vahdet-i Vücut – Varlık Birliği Nedir? – Ne Kadar Kurana Uygundur?

Tarih vahdeti vucud felsefesinin Muhiddin İbni Arabi ile sistemleştiğini yazıyor. Özellikle İbni Arabi’nin Futuhat-ı Mekkiye kitabı hem savunanların hem de red edenlerin başvuru kitabı. Savunan da red edende bu kitaptan delil getiriyor. Biri doğru olduğuna diğerleri sapıklık olduğuna delilleri aynı kitaptan alıyor. Burada en önemli mesele İbni Arabi'nin nasıl tanıtıldığıdır, "İbni Arabi velayet mertebesi sahibi biriydi, doğrudan Allah'a ve peygambere [sallallahu aleyhi ve sellem] soru sorabiliyordu" diye tanıtıldığı an dokunulmaz, eleştirilme yazdıkları "doğru" bir evliya olmuş oluyor. Dinimizislam sitesinde İbni Arabi'nin kim olduğuna dair bir yazı aldım. Klasik evliya tanımı yapmışlar. Yani bunlara göre İbni Arabi doğrudan Allah’a ya da peygamberimize [sallallahu aleyhi ve sellem] soru sorabiliyordu. Muhiddin-i-Arabi-dinimizislam

Varlık birliği ne demektir? Bunun genel anlamda cevabına vikipedia'dan bakabilirsin. Vahdet-i Vücûd / varlık birliği

Kendilerini ehli sünnet olarak tanımlayıp ne kadar uydurma hadis ve hurafe varsa hepsine inanan insanlar İbni Teymiye’yi sapık ilan ederler, özellikle kabir ziyareti ve Allah’a vesile arama konularında yazdıklarından dolayı. İbni Teymiye’nin varlık birliğinin nereden çıktığını yazdığı bölüm bana pek sapık gibi gelmedi, doğru yazdığından olsa gerek. Vahdeti vücüd düşüncesinin ortaya çıkışı - ibni Teymiye

İbni Arabi gibi Niyazi Mısri de Allah'tan başka mevcut yoktur demektedir. Buna örnek İrfan Sofraları kitabından vereceğim.

Niyazi Mısri - Yedinci Sofra Son Paragraf

İnsanlardan ve her şeyden vücudu (varlığı) kaldıran zati tevhide de: “Allah’ı çok zikrediniz.” (Ahzab 41) ayetiyle zikri. “Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler.” (Al-i İmran 191) ayetiyle düşünceyi emrederek çağırmaktadır.Ta ki bu suretle zikir ve fikir çakmağından doğan ateşin nuru çıksın,benlik perdelerini yaksın,kalb alemlerini aydınlatsın,onlara Allah’tan başka varlık olmadığını göstersin ve onları varlık azabından ve günahından kurtarsın. “Varlığın öyle bir günahtır ki onunla hiçbir ginah mukayese edilemez.” (Hadis).Keza varlık azabiyle de hiçbir azap mukayese edilemez.Çünkü kendine varlık tanımak,yüklendiği emanete hiyanet demektir.İnsan,vücudu emanet olarak almıştır.Kim emaneti öderse kendisinden daha lezzetli,daha rahat,ve daha zevkli bir selamet olmayan ebedi,zati selamete girer.Zira bu,bütün selametlerin ruhudur.Bu selametin ebedi olması şu demektir: Yani bir kimse oraya bir an içerisinde girerse artık bütün neş’elerde (anlarda) orada kalır,çıkmaz.Zira ezeli isti’dad bunu gerektirir. “Allah gerçeği söyler,O,yola iletir.”

Niyazi Mısri - On Sekizinci Sofra Son Paragrafın Başı

Zat şirki,umumiyetle mevki sahiplerinde,özellikle şeyhlerde bulunur.Zira bütün mertebeleriyle vahdet-i vücudu (varlığın bir olduğunu) bilselerdi bazılarına yüz gösterip bazılarına da sırt çevirmezler ve aşağı mertebelere hakaret gözüyle bakmazlar ve irşad ile bağlı kalmazlardı.

http://tasavvufun-getirdikleri.tr.gg/ diye bir site var, tevessül, aracılık, rabıta, fenafillah, vahdet-i vücut gibi tarikatların benimsediği, doğruluğunu iddia ettiği bir çok konuyu ele almışlar. Bu siteyi kimlerin hazırladığını bulamadım ama araştırmacı ve bilgili kişiler olduğu belli oluyor. Vahdet-i vücud'un ne olduğu ve kurana nasıl aykırılıklar içerdiğini ele alan bir makale var, onu aldım buraya. Makaleyi hazırlayan kişi İbni Arabi’nin vahdet-i vücud'u anlattığı iki eseri olan el-Futuhâtu’l-Mekkiyye ile, Fusûsu’l-Hikem’i okuduğu, sayfa numaraları verdiğini göreceksin. Bu insanlar okumuş ve aykırılıkları tespit etmiş. Bir de Prof. Mehmet Aydın gibi bir ilim adamından da alıntılar yapmış. Mehmet Aydın’ın tespitleri panteizmle farklarını ortaya koymuş. Varlık birliği sık sık panteizmden farklıdır diye üstüne basa basa vurgu yapılır. Mehmet Aydın’ın bu konuda ki çalışması öyle olmadığını gösteriyor. Yazıda göreceksin İbni Arabi de tıpkı Said Nursi gibi eserlerinin Allah veya peygamber tarafından yazdırıldığını söylemiş, o belgeden bir bölüm aldım.

Fusûsu’l-Hikem adlı eserinin kendisine, rüyasında bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından verildiğini iddia etme cür'etini göstermekten bile çekinmemiştir. (İbn Arabî, Fusûs, 47.) Yine bazı eserlerinde, kendiliğinden hiçbir şey yazmadığını, yazdığı her harfin kendisine Allah tarafından yazdırıldığını söylemekten de geri kalmaz. (İbn Arabî, Futûhât, 3/372. Buna ilave elde ettiği bilgiyi rüyalardan, gayb aleminden elde ettiğini, bunun herkes tarafından anlaşılamayacak bir durum olduğunu söylemiş.

Bizim toplum olarak temel bilgilerimiz eksik olmasa, Allah’ın peygamberler dışında kimseye kitap vermeyeceğini bilir olurduk. Son peygamber Muhammed Mustafa [sallallahu aleyhi ve sellem] demeyi herkes biliyor ama bana Allah tarafından kitap yazdırıldı diyenlerin peşinden de ayrılmıyorlar. Bu güzel dini bu hurafelerden kim temizleyecek? İnsanlar neden hurafeleri temizlemeye çalışanlara inanmazlar?

Giriş bölümünde Alvin Toffler’in çok beğendiğim ve neredeyse baktığım her yerde gördüğüm bir sözünü paylaşmıştım. Diyor ki “21.yy cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil, yanlış öğrendiklerini unutamayan, yeniden öğrenmeye, değişime ve dönüşüme açık olmayanlar olacaktır.” Bu söz vahdeti vücut konusunda da geçerli. Bu konuda birkaç makale var. Eğer varlık birliğini savunuyorsan bu makaleler yanlışları görmen için yeterlidir. Yeniden öğrenmeye açık olup olmadığın sana kalmış.

vahdeti-vucut-tasavvufun-getirdikleri.pdf

Yazıdaki şiire bak.

"Allah bana hamdeder, ben de O’na

O bana tapar, ben de O’na taparım.

Bir hâlde O’nu ikrar eder,

Âyânda da inkâr ederim.

O beni tanır, ben ise O’nu inkâr ederim.

O’nu tanır, O’na kulluk ederim.

Nasıl olur da O, benden müstağni olabilir?

O’na yardımcı olan, O’na yardım elini uzatan ben iken.

İşte Hakk bu yüzden beni yarattı;

Ben de bu yüzden O’nu biliyor ve O’nu yaratıyorum." (İbn Arabî, Fusûs, 83.)

Aynı sitede bir de reddiye yayınlamışlar. ibni-Arabi-ve-Vahdet-i-Vucud-Felsefesine-Reddiye

İbni Arabi ile beraber aynı şekilde düşünen insanların küfürlerine örnekler de verilmiş. ibni-arabi-sozleri-ve-benzerlerinin-kufru.pdf

Kendisine kitap yazdırıldığını söyleyen insanların ve bugün tarikatların benimsediği görüşlerin kaynağı İbni Arabi’nin şu sözündedir;

Peygamberlik makamı öyle bir berzahtır ki Rasülün az üstünde Velinin az altında

Peygamberlik makamını kendisinden ve Allah’ın velisi saydıklarından daha düşük görmeleri kabul edilebilir mi? Kendilerini peygamberlerden üstün gördükleri için doğrudan Allah’a ya da peygambere soru sordukları iddiasında bulunuyorlar.

Allah'tan başka mevcut var mı yok mu diye kurandan örnekler vereceğim öncesinde Niyazi Mısri'nin "İrfan "Sofraları" kitabının birinci sofrasında yazdığı şu cümleleri göstereceğim

Bin yetmiş altı yılı Şevval’inin ikinci günü akşama doğru kıbleye karşı oturmuş: “Fakirlik tamam olduğu zaman o,Allah’tır.” sözünü düşünüyordum. Allah’ın ilhamiyle sırrıma bunun hakiki bir manası doğdu.O kadar kesin bir mana doğdu ki artık bunun ötesinde bir mana yoktur. Allah bana açıkça gösterdi ki kendisinden başkasının ne zahirde,ne batında varlığı yoktur.Yalnız var sanılır.

Niyazi Mısri "Allah bana bildirdiki Kendisinden başka varlık olmadığını" bildirdi diyor, Abdülaziz hocanın örnekleriyle Niyazi Mısri'ye mi inanacaksın yoksa kuranı kerime mi sen karar ver.

Vahdeti Vücut

Vahdeti Vücut Sapması

Abdülaziz hocanın konuşmasında geçen domuz ifadesini ele alırsak altta ki ayet domuzun bir pislik olduğunu söylüyor. Vahdeti vücud'a göre, Allah’tan başka varlık yoksa ayetle pislik olduğu ifade edilen domuzla Allah haşa aynı oluyor, böyle bir şey olabilir mi?

Enam
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

145. DE Kİ: “Bana vahyolunanın içinde, yiyen bir kimseye haram edilmiş bir şey bulamıyorum; ancak ölü (leş), akıtılmış kan, domuz eti; -ki o, gerçekten (insanlar için sayısız zararları olan) bir pisliktirveya Allah’tan başkası adına/şerefine/onuruna, günahkârca kesilmiş olan kurban dışında.” Ancak kim çaresiz kalıp da aç gözlüce saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere yemek zorunda kalırsa, şüphesiz Rabbin; çok bağışlayandır, esirgeyendir.

Bakara 115 Vahdeti Vücut Delili Midir?

Vahdeti vücütçular la mevcude illallah ayni Allah’tan başka mevcut yok diyorlar, hatta bu zikir halinde söyleyenler bile varmış, ben esmaül hüsna'ya baktığım zaman Allah'ın isim-sıfatları Allah'tan başka mevcut yoktur söylemini boşa çıkartacak bir çok isim görüyorum, mesela el Kayyum, Tosun Bayrak'ın kitabından aldım bu tanımı.

El kayyum: Zatı ile kaim olmasıyla cümle mevcudatın Kendisine muhtaç olduğu zattır O. Hak teala kendi zatı ile kaimdir. O’nun varlığı kendi zarından gayrı bir şeyden neşet etmemekle diğer tüm mahlukattan müstağni ve münezzehtir. Eşyanın var olması için gerekli olan her şeyi icad ve ihsan edendir. Her bir eşyayı kendi tayin edilmiş vaktine kadar var kılmak için gereken sebepleri yaratmıştır. Herbir şey O'nunla, O'nun sayesinde, O'nda varlığını sürdürmektedir.

Bu isim gayet güzel anlatıyor her şeyi. Allah’a muhtaç olan yaratılmış şeyler nasıl O’nun bir parçasıymış gibi düşünülebilir.?

Zümer
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

67. Allah’ı, gereğince takdir edemediler/tanıyamadılar. Kıyamet günü; yeryüzü tamamen O’nun tasarrufundadır/emri altındadır. Ve gökler de O’nun emri altındadır/kudreti ile dürülmüştür. O, yaratıklara benzemez, egemenliği sınırsızdır! O, onların ortak koştuklarından yücedir!

Elmalılının Bakara 165. Ayetinin tefsirini alacağım. Bu tefsiri www.biriz.biz sitesi tercüme etmiş yayınlıyor. Ayet bu.

Bakara
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

165. Kimi insanlar, Allah'tan önce, Allah'a benzer nitelikler vererek, O'nunla aralarına koyduklarını ilah edinir ve[1*] onları, Allah’ı sever gibi severler. İnanıp güvenenlerin Allah sevgisi daha güçlüdür.[2*] Bu yanlışı yapanlar, bütün gücün Allah’a ait olduğunu ve Allah'ın azabının, (işledikleri suçla) bağlantısını,[3*] o azabı gördüklerinde anlayacakları gibi keşke şimdiden anlasalar!

[1*] İttehaze fiili iki mef’ûl alır. Âyet doğru anlaşılsın diye ikinci mef’ûl olan ilah, açıkça yazılmıştır.

[2*] Müşrik Allah’ı sever ama O’nu uzakta gördüğü için önceliği kendini Allah’a ulaştıracağına inandığı aracılara verir.

[3*] Âyette geçen şedîd, sıkı bağ kuran veya sıkıca bağlı demektir. Allah Teâlâ, verdiği ödül veya ceza ile kulun fiilleri arasında sıkı bir bağ kurmuş ve şöyle demiştir: “Kim bir iyilikle gelirse ona, on katı verilir. Kim de kötülükle gelirse sadece bir katı ile cezalandırılır. Kimseye haksızlık yapılmaz.” (En'âm 6/160) Bu gibi âyetler çok olduğu için bize göre kelimeye verilecek doğru anlam “sıkı bağ kuran” veya “sıkıca bağlı”dır

Elmalı'lının tefsirini vahdeti vücud'tan bahsettiği için aldım. Bakara 165 - Elmalılı tesir.pdf

Allah kendisini kuranda belli ölçülerde tanımlamış ve daha fazlası için kafanızdan bir şeyler uydurmaya çalışmayın diyor.

Nahl
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

73. Allah’ı bırakıp da göklerden ve yeryüzünden kendileri için, hiçbir şeyi rızık olarak vermeye sahip olmayan ve buna da asla güç yetiremeyecek şeylere tapıyorlar!

74. ÖYLEYSE, Allah’a emsaller/benzerler yakıştırmaya kalkışmayın! Şüphesiz Allah bilir, oysa siz bilmezsiniz

Adıyaman da ki tasavvufçuların düşüncelerini ele aldığı bir video göstereceğim.

Adıyaman'lı Tasavvufçulara Eleştiri

Bu bölümü kapatmadan vahdeti vücut, vücut birliği, her şeyin Allah’ın bir parçası olmadığını fizik yasaları ile izah ve ispat etmek mümkün olduğundan bahsetmek istiyorum. Taşkın Tuna’nın kitaplarından okuduklarımdan yazacağım. Bu gün kainatta olan her şey atomlardan meydana gelmiştir, atom altı seviye ile evrene bakarsak evrende atomdan başka bir şey yoktur, bu öyle bir yaratılış harikası ki bizim şu an bedenimizde olan atomlar big bangin tarihi ile yaşıt, o da 13,7 milyar yıl. Yeryüzündeki canlıları oluşturan yani ana maddesi olan elementler karbon, hidrojen, oksijen, azot, fosfor ve kükürttür ve bütün bu elementler yuvarlak hesap on dört milyar yıl yaşında. Düşünsene kanında dolanan demir, bedenini oluşturan karbon ve benzeri diğer elementler on dört milyar yıl yaşında. Ve şu anki bedenini oluşturan bu atomlar senden önce bir başka canlının içindeydi. Dünyaya geldiğinden beri yediğin içtiğin her şey ile bir başka canlının bedeninde ki atomlar, yediklerimiz, içtiklerimizle bize geçiyor ve biz de ölünce bu atomları bir başka canlıya geçecek, bu Allah’ın yarattığı düzendir. Buna göre bizi biz yapan bu elementler, atomlar belki 10 milyar sene önce patlayan süpernovalar ile dağılan atomlar. Bu atomlar başka yerden gelmediler. Hayat bu dünyada yaşanabilir olana kadar bu düzenlemeler sürüp gitti. Yalnız şu karışmasın burada bahsettiğim evrimcilerin "rastgele meydana gelmiş hayatın" açıklamasında kullandıkları tezle karışmasın, onlarda biliyor ki her şey atomlardan meydana geliyor ama onlar bu evreni rastgele saçılımıyla tesadüflere bağlıyorlar. Big bang ile öyle bir patlama oldu ki tesadüfen evrenin bu bölümünde hayat başladı söylemi saçmalıktır. Amma ve lakin diğeri anlattığım Allah’ın muhteşem eseridir, 14 milyar yıl yaşındasın, aklın alıyor mu, daha doğrusu eşyayı, canlıları oluşturan atomlar, elementler 14 milyar yıl yaşında.

Sadede gelelim, vahdeti vücutçuların iddiası, “La mevcude illallah” Allah’dan başka vücud yoktur, yukarıda ki bilgi ile saçma sapan bir şey oldu değil mi? Bu evrende ki her şey atomlardan oluşmuşsa, özünde her şey atomsa o zaman Allah da bu atomlardan oluşmuş diyebilir miyiz? Allah’ın zatında karbon var mıdır? O zaman diğer karbondan meydana gelmiş canlılarla nasıl bir ortaklığı olabilir? Şunuç şudur ki islam alimleri bu konuyu güzel bir ifade ile bağlamışlar aklına gelen şekil Allah değildir. Bunu Allah'ın esmaül hüsnasıyla beraber düşünürsen çok daha anlamlı olur, el-Kuddüs, hatadan gafletten, acizlikten, her türlü eksiklikten çok uzak, acizlikten uzak demek. Rabbimizi bizim gibi aciz varlıklarla bir tutmanın gayreti nedir? El-Müteali aklın mümkün gördüğü her hal ve tavırdan uzak. Şu anki aklın ile Allah’ı tanıyabilir misin? Tanıyamazsan o zaman Allah'ın senin aklının ürünü olan hiçbir şeyle bir benzerliği, ortaklığı olma ihtimali olamaz, sıfır ihtimaldir.

Allah’ı tanımak mı istiyorsun o zaman okuman gerekir, Allah’ın büyüklüğünü kavrayabilmek yarattığı şu evreni anlayabilmektir. O zaman Allah’ın ne kadar büyük olduğu hakkında düşünebilirsin. Allah’ın büyüklüğünü tespihi eline alıp günde 1000 defa süphanallah diyerek idrak edemezsin ama doğayı, evreni, insanı anlatan kitaplarla büyüklüğünü anlamaya başlayabilirsin.