Şirk Nedir? Kuranın yasakladığı fırkalara ayrılmak nedir? Tarikat ve cemaatlerdeki şirk unsurları Nelerdir? Ankebut suresindeki dişi örümceğin evir tabiriyle ne kast ediliyor?

☰ Menü

Şirk nedir?

Peygamberimizin [sallallahu aleyhi ve sellem] üç hadisiyle başlayacağım, demişki;

Birincisi : “ Siz Müslümanlar, sizden öncekilerin yollarını adım adım izleyeceksiniz. Öyle ki onlar bir kertenkelenin deliğine girecek olsalar, peşlerinden sizde dalacaksınız.” Bunun üzerine yanındakiler:“ Ey Allah’ın Elçisi! Bunlar, Yahudilerle Hıristiyanlar mı? diye sorarlar. Allah Elçisinin yanıtı şu olur: “ Başka kim olacak ki”

İkincisi : Ümmetim adına en çok korktuğum şey; gizli – sinsi – maskeli şirk’tir.

Üçüncüsü : Şirk, gece karanlığında siyah kaftanın siyah tüyleri arasında yürüyen karıncanın sessizliği içinde yol alır.

Burada yazacaklarımı bu hadisleri aklında tutarak oku . Başlarken bir sorum var şirk ne demek biliyor musun?

Şirk kavramını bugün maalesef müslümanlar bilmiyor. Sanılıyor ki taştan, ağaçtan bir putun önünde diz çöküp bir şeyler beklemek şirktir. Şirki böyle algıladıkları için olsa gerek kuranda geçen yüzlerce şirk ayetini üstüne alan yok, onlar Mekke müşrikleri için söylenmiş diyorlar. Kuran kıyamete kadar insanlığın yol göstericisi olduğu için şirk ayetlerini Mekke müşrikleriyle dondurursak kuranı çöle gömmüş oluruz. İnsanlık var olduğu müddetçe o ayetler bizlere yol gösterecek. Yaşar Nuri Öztürk "Emeviler'in yaptığı en büyük kötülüğün dini tahrif değil, şirki anlatmayı önlediler" diyor. Bunların anlatılması yüzyıllardır durduğu için Abdülaziz Bayındır, Yaşar Nuri Öztürk, Mehmet Okuyan, Mustafa İslamoğlu vb. hocaların sözlerini sapıklık olarak görüyorlar ve kimse üstüne almıyor. Şirk ve hurafeler yüzünden islam alemi tabiri caizse sürünüyor, Yahudi ve Hıristiyanların elinde zulüm görüyor. .

Şirke düşmemek için dinimizi çok iyi öğrenmek gerekir. Din nedir? Hurafe nedir? Uydurulmuş din ile gerçek dinin ayrımını nasıl yapacağız? Biz dinimizi nereden öğreneceğiz? Bir tarikata girip efendilerden, şeyhlerden mi, imam hatiplerden, ilahiyat fakültelerinden ya da medyadan mı? Bu kurumlara ilave dinimizi bu güne kadar yazılmış islamın anıt kabul edilen müfessirlerin, muhaddislerin yazdıkları kitaplardan okuyarak da öğrenebilir miyiz? mı? Yoksa kurandan, sünnetten mi?

Tarikatlarda bilgi bir nesilden diğerine aktarılıyor. Bir efendi/şeyh kendinden sonraki efendi/şeyhi yetiştiriyor bildikleri onun vasıtasıyla bir sonraki nesle aktarılıyor ve bu böyle sürüp gidiyor. Burada gözden kaçan bir şey var. Nesilden nesile aktarılan bu bilgilerin içinde hurafe, uydurma hadisler ya da kuran dışı bilgiler varsa bunlar ne olacak? Bunları kim denetleyip temizleyecek? Şeyh mürid ilişkisi sevgiye dayalıdır. Tarikattan birine “senin efendi bunları yanlış biliyor, bunlar kurana aykırı” diye bir konuşma yapacak olsan çok büyük bir yüzdeyle insanlar şeyhlerine hakaret ettiğini düşünür çünkü bu insanlar birbirine sevgiyle bağlı oldukları gibi şeyhin her hangi bir şeyi özellikle din konusunda yanlış bilmesine ihtimal vermez ve inanmazlar. Gösterdiğin deliller apaçık kurana aykırı olsa da bunu inandırmak mümkün değildir. Nereden biliyorum dersin, birkaç yıldır bunları araştırıyorum, bu bölümde örneklerini göstereceğim.

Diyorlar ki “bir mürşidin eteğinden tutmazsan yol alamazsın o yüzden bir mürşidi kâmile bağlanman gerek.” Mürşit yol gösteren, kâmil bilgili olgun kişi demek. Bugün bu söylem çok yaygındır ama kuran açısından bakarsan eğer iradeni bir kişiye teslim edersen, anlattığı her şeyi doğru bilip “ben efendime inandım” deyip seni uyaranlara kulak vermezsen bu şirke kapı açmaktır. İnsanlar yalnız ve yalnız Allah’a teslim olmalılar, müslüman kelimesinin anlamı bu değil mi, Allah’a teslim olan. Ateistler veya kuranı eleştirenler alttaki ayetten Hz İbrahim’in müslüman olduğu yazdığını söyleyip “bunu Muhammed kendisine inansınlar diye yazmış” şeklinde eleştiriyorlar ama ayet Hz İbrahim'in sadece ve sadece Allah'a teslim olan biri olduğunu söylüyor.

Ali İmran
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

67. İşte bu konudaki gerçek şudur: İbrâhim Yahudi de değildi, Hıristiyan da değildi, Lâkin o batıl dinlerden uzaklaşmış, tertemiz halis bir Müslüman idi, Ve asla müşriklerden olmamıştı.

Hz İbrahim gibi yalnız ve yalnız Allah'a teslim olmak istemez misin? Müslüman Allah’a tesim olan demek peki müşrik ne demek? Ayette İbrahim peygamber için "asla müşriklerden olmamıştı" deniyor. Müşrik Allah'a inanan ama kendisinin Allah katında kıymeti olmadığını düşünüp, çeşitli kurtarıcılar, şefaatçiler, aracılar edinen demek. Allah ile bir başka kişiye teslim olan insan şirke kapı açmıştır. Bu bölümde göreceğin üzere "bizim Allah'tan doğrudan istemeye yüzümüz yok o yüzden evliyaları aracılar ediniyoruz" diyenler var. Bu söz kuranın yarısından fazla ayete terstir. Üstteki ayette İbrahim peygamber için "müşriklerden olmadı" ifadesi Allah ile arasında hiç bir aracı bulundurmadı demek. Soru şu Allah insanlara yeterli gelmiyor mu? Bu soruyu arasıra sen de kendine sor. Bunu Allah da soruyor.

Zümer
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

36. ALLAH kuluna kâfi/yeterli değil mi? Seni, O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar! Allah kimi (yanlış hayat tarzını seçenleri) sapıklığında bırakırsa, artık onun için doğru yola getiren yoktur.

Allah'ı yeterli görmeyenler veya kendilerinin Allah katında kıymeti olmadığını düşünenler evliyaları, efendileri/şeyhleri aracı, şefaatçı kabul edip ona göre yeni bir din oluşturmuşlar. Allah’ın bizden istedikleri bellidir, bunlar kuranda bildirilmiş, bir efendi/şeyhi düşün din diye anlattığı şeylerin kuranda hiç bir dayanağı yoksa “ben efendime inandım” diyen insan şirke girmiş demektir çünkü kuranı değil şeyhin/efendinin anlattıklarını kendisine rehber edinmiş demektir. Bu efendi isterse bütün sohbetlerinde ayetlerden hadislerden bahsetsin sonuç değişmez. Ayetlere uymak yerine ayetleri kendi dinine uydurmaya çalışmak şirkin bizatihi kendisidir. Bu din kimin dini önce bunu iyi bilmek gerekir. "Bu dinin Allah'ın dini olduğunu bilmeyen mi var" diyen bir çok insan var ama "sizin cemaat/tarikat bu konuda yanlış yapıyor, bunların kuranda, peygamberimizin hayatında olmayan şeyler" dendiğinde "biz efendimize iman ettik, o ne derse ona inanırız" diyorlar hatta bunu demekle kalmıyor bunu söyleyeni sapık ilan ediyor bir de tavsiyede bulunuyorlar "kendinize bir mürşidi kâmil bulun bilmediklerinizi anlatsın." Bu sözün neye mal olduğunu göstermeye çalışacağım.

Müslümanları Kurandan Uzaklaştıran İddia: Velayet Mertebesi

Bunun yanında tarih boyu islam düşünürleri ikiye ayrılmış, birinci grup aklı, ilmi, kuranı ön planda tutup, bu çerçevede çalışmalar yapan, ikinci grupsa aklı, ilmi, kuranı değil de nakli esas almış ama hangi nakli? Bu nakillerin nasıl oluştuğuna bakınca da, ikinci grup islam düşünürleri, velayet mertebesi diye bir şeyden bahsediyorlar. İddialarına göre bu mevkiye sahip olan kişi hadisleri doğrudan ölmüş olan peygamberimize sorma imkanına kavuşuyormuş. Artık nasıl yapıyorsa, rüyasında mı yoksa özel bir hal ile mi soruyormuş bilinmez, peygambere “sen bu hadisi söyledin mi, söylemedin mi” buradan olumlu cevap aldığını iddia eden insan o hadisin uydurma olduğu ispatlansa bile inanmazmış, “ben peygambere sordum o bana doğru” dedi dermiş.

Bu grupla beraber bir de Allah’ın kendisine kitap yazdırdığını iddia edenler olmuş ki genelde bu iki grup aynı kişilerden oluşuyor. İslam dünyası ve özellikle Türkiye aklı, ilmi ve kuranı bir kenara bırakıp bu insanların peşine düşmüş durumda. Beraber düşünelim, yazdığı kitaplarda açıkça birçok yerde “bu kitabı bana Allah yazdırıyor” derse bu insan ne olmuş olur, peygamber değil mi? Peygamberimiz son nebî olduğuna göre ve Allah kurandan sonra bir kitap yazdırmayacağını bildirdiğine göre bu insanların "bana kitap yazdırıldı" söylemleri ne kadar gerçek olabilir? “Bana kitap yazdırıldı” diyen insanlar kitap yazmış da ne olmuş dersin? Ne olacak mürşidî kâmil ilan edilmişler, kendilerine kitap yazdırıldı diye herhalde, sonra gelenler de kendilerinden sonrakilere “bir mürşidin eteğine yapışmazsan hiçbir yere ulaşamazsın” demiş, böylece Allah’a ulaşmak için aracılar, şefaatçiler hiyerarşisi oluşturulmuş ve insanlar bilerek veya bilmeyerek şirke kapı açmışlar. Şu ayeti oku ve biraz düşün.

Bakara
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

79. Yazıklar olsun o kimselere ki, kitabı elleriyle yazarlar, sonra da onu az bir değere/karşılığa değişmek için; “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü, onların haline! Vay kazandıklarından dolayı, onların haline!

Bu ayet kuranda durduğu müddetçe kim hangi cesaretle "bana kitap yazdırıldı" diyebilir? Diyenler ve bunların peşinden gidenler var işte. Neden gidiyorlar? Bir tek sebebi var onlara dediler ki "bir mürşide tutunmadan kendi başına Allah’a ulaşamazsın” hatta öyle ileri gitmişler ki “şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” demişler. Bunları dinleyenler de yalnız ve yalnız Allah’tan korkup çekinmek yerine bu insanlardan çekinip korktukları için olsa gerek, söylediklerini hiç düşünmeden kabul etmişler hala daha ediyorlar. Bu hurafelerin anlatıldığı yerlerin bu günkü adı “ilim meclisi” bir de bir hadisle bu meclisi süslemişler, ayet hadis okunan bu meclislerden çıkarken herkes affolurmuş, tertemiz çıkarmış, melekler "affolarak kalkın" dermiş. Bunun tarih içindeki adı beyin yıkama merkezleri, kökü Emeviler’e dayanıyor.

“Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.” Halk arasında dillerde hadis diye dolaşan ve Rasûlullah’ın hadisiyle hiçbir ilgisi olmayan bu söz, Bayezid Bistamî’ye âit olup Kuşeyrî Risâlesi’nde şu şekilde yer almaktadır: “Üstâdı bulunmayanın imamı şeytandır.” (Abdülkerim Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, çev. Süleyman Uludağ, İst. 1991, s. 592). Halk arasında ise, ilk şekliyle şöhret bulmuştur. Yine benzer bir uydurma hadis şöyledir: “Şeyhi olmayanın dini de olmaz.” Akşemseddin, bu rivâyeti kaynak belirtmeden Makamatu’l-Evliyâ adlı eserinde şeyhin önemini anlatırken zikretmiştir (A. İhsan Yurd-Mustafa Kaçalin, Akşemseddin’in Hayatı ve Eserleri, s. 332). Kaynakların hiçbirinde yer almayan bu rivâyet uydurmadır (208). Hadis diye nakledilen benzer bir uydurma da şudur: “Kavmi içindeki şeyh, ümmeti içindeki peygamber gibidir.” (191) 7)

Hadis diye bilinen o sözün uydurma olduğunu ispatlamışlar ama kimse bunlara kıymet verip, okuyup öğrenmek istemiyor. Bir efendi/şeyh anlatsın onlar da dinlesinler istiyor. Bir meclis düşün bir şeyh ve müritleri var, masum bir şey gibi düşünülüyor ama içine girdiğinde, anlatılanları duyduğunda öyle olmadığını göreceksin. Bu meclislere bu bilgi nereden gelmiş? Yıllar içinde bu ilk grup kendi elde ettiği bilgiyi birbirine aktarmaya başlamışlar. İşte burada başlamış insanları bir mürşide bağlama merakı. İnsanlara cazip gelen tarikat yaşamı olsa gerek, bir de bir şeyh ki yapamayacağı hiçbir şey yok, keşif, keramet, şefaat sahibi, duası kabul olan. Şöyle düşün bir şeyh bir müridi için istihareye yatabilen birine, yani rüyasında o kişi ile ilgili haber alabilen biri, istihareye yattırıyor, o da gördüğü rüyanın sonucunu gelip şeyhe anlatıyor ve olay rüyada ki bilgiye göre şekillendiriliyor. Keşif, keramet dedikleri şey kısaca bu. Her insan Allah’tan ilham alabilir ve rüya bunlardan biridir. Bu itiraz edilecek, red edilecek bir şey değildir. Sorun şurada ki bu ilham, rüya ne varsa bunun gibi, kitleleri yönetecek ilmi bir bilgi değildir, kişiyi bağlar. Bunu imam Azam gibi fıkhın deha sayılan önderleri bir kaideye bağlamış ve bu kaide her kesim tarafından kabul edilmiş fakat zamanla bu kaide unutulup tam aksi yönde ilhamla kitleler yönetilip, yeni bir din oluşturulmuş. Kaide şu;

“Bir kişinin ilham ve rüyası başkalarını ilzam eden ilmi bir bilgi değildir, sadece o şahsı bağlar”

Bu benim lafım değil, Hanefi fıkhını kurucusunun lafı. itirazın varsa İmamı Azam'a yaparsın. Bir başka örnek şeyhin kalbi sürekli Allah’la beraber olduğu ve zaten kendisi de Allah katında pek değerli biri olduğu için ettiği dua kabul oluyor iddiası. Kendilerinin Allah katında hiçbir kıymeti olmadığını düşünen müridler şeyhlerini aracı yapıp dualarının kabul olmasını istiyorlar. Bazı durumlar var ki o zaman şeyhin kıymeti yeterli olmuyor o zaman daha kıymetli saydıkları birini, evliya dedikleri birini aracı yapıyorlar. Sohbetlerde dinleyeceksin mesela diyorlar ki “senin sevdiğin kulların çoktur, ben senin sevdiğin (ölmüş) şu kuluna şu hayrı yaptım, sen de benim şu işimi gör” Allah’a diyor bunu. Kimin adına hayır yaptıysa kendi deyimi ile dosya onun önüne gidermiş, o zatta Allah’a “madem bu kulun beni aracı yaptı sen de onun bu işini hallet dermiş. Ölmüş insan bu. Ölmüş insandan istiyor bunu ve işin en ilginç yanı radyolarda televizyonlarda anlatıyor bunu. Ballandıra ballandıra anlatan bu insana kimse itiraz edip de bu şirktir diyemiyor. Bunun anlatıldığı yere ilim meclisi diyorlar işte. Melekler oradan çıkan insanlara “affolarak çıkın” dermiş.

Gavs ve Kutup Sapıklığı

İnsanlar şirke girdiler mi bunun ucu bucağı, bir sınırı kalmıyor öyle ki gavs ve kutup diye iki makam oluşturmuşlar ve bu makamdaki kişilere direkt haşa Allah’ın yetkilerini vermişler. Başınız derde girdiğinde, sıkıştığınız zaman “Yetiş ya gavs” deyin gavs gelip sizi hemen sıkıştığınız yerden kurtaracaktır demişler. Bu gavs dedikleri kişi şu an Abdülkadir Geylânî. Diyorlar ki Abdülkadir Geylânî demiş ki “müridim ister doğuda ister batıda nerede olursa olsun ya gavs dedi mi hemen imdadına yetişirim.” Bu lafı gerçekten dedi mi yoksa bu onun adına uydurulmuş bir şey mi bilinmez ama sonradan gelen insanlar bu gün sıkıştıklarında “ya gavs” diyerek Abdülkadir Geylânî’den yardım istiyorlar dahası sıkıntılarını Abdülkadir Geylânî’nin çözdüğünü zannediyorlar. Kendilerini uyaran insanları ise sapık, kafir,zındık ilan ediyorlar. Bunlar işte “bir mürşide bağlanman gerek” söyleminin sonuçları, ayrıntıları göstereceğim.

Allah'ın rızasına onun gösterdiği yoldan, başına gelenlere sabrederek ulaşabilirsin, bunun başka yolu yoktur. Kalp gözüm açılsın diye tarikatların, cemaatlerin peşinde olanlar büyük bir yanılgı içindeler. Hatta bu anlamda tarikatlar, cemaatler insanın yolunu şaşırmasına bile sebep olabilir. Kuran zaman üstü bir kitaptır, her devire hitap ediyor. Çünkü insan her devirde aynı sapıklığa saplanıyor. Şu ayete dikkat çekmek isterim.

Araf
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

30. Bir kısmı (doğruyu araştırarak) hidayete ulaştı. Onların bir kısmına (suçlularına) da sapıklık hak oldu. Şeytanları, Allah’tan başka evliya/veliler/dostlar edindiler. Ve kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanıyorlardı.

Allah’la beraber evliyaları veli, şefaatçi edinenler kendilerini doğru yolda, hidayette sanıyorlar. Halbuki gerçekte şeytana uymuş durumdalar. Bunlar benim iddialarım değil. Bu kişilerin yaptıklarına kuranın cevabıdır bu. Yukarıdaki şeyh mürid ilişkisini kuranda göremezsin aksine kuran tam tersini istemekte, Allah ile aranda kimse olmasın demekte ve kuran bütün din sınıfı insanlarını Allah ile kişi arasından çıkartmıştır.

Kaf
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

16. ANT OLSUN insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz. Biz ona, şah damarından daha yakınız/içinden geçenleri de biliriz.

Allah insana “nefsinin sana ne fısıldadığını biliyorum, sana şah damarından daha yakınım” diyor, buna karşılık insanlar ne diyor “bir mürşide bağlanman lazım” neden, çünkü velayet sahibi insanların aklı, ilmi, kuranı dışlayıp, doğrudan peygambere sorduğunu iddia ederek ortaya koyduğu din bunu gerektiriyor. Ayetteki ifadeye dikkat et, şahdamarından daha yakınız, bu ifade göstermektedir ki Allah ile kul arasında bir mesafe yoktur. Bundan dolayıdır ki hiç kimse "insanları Allah’a yaklaştıracağım" diyemez. Ama tarikat ve camaat liderleri Allah ile kul arasında bir yer açıp “seni Allah’a ancak ben götürürüm” diyebilmişlerdir.

Allah "Fırkalara Ayrılmayın" Diyor

Bir de tarikatların, cemaatlerın “evliya” diye bir kavram oluşturup dini sadece bu evliya dedikleri insanların kitaplarına indirgediklerini görüyoruz. Bu da dinde fırkalara ayrılmalara neden olmuş. Bu durumun farkında olup da insanları uyaranlar var ama onlar sapık ilan ediliyor, mesela Yaşar Nuri Öztürk, Abdülaziz Bayındır, Mustafa İslamoğlu, Mehmet Okuyan, Süleyman Ateş vb. Bu gün Almanya’da müslümanlar gruplara ayrılmış durumda, öyle ki milli görüşçüler, milliyetçiler, çeşitli tarikat ve cemaatlerin camisi, mescitleri ayrı ayrıdır. Bunlar benim tahmin üzere yazdığım değil bizzat Almanya’da yaşayan br tanıdığımla konuşmamızdan öğrendiğim şeyler, araştıran bulabilir. Bunun gibi Türkiye’de de çeşitli gruplar, cemaatler, tarikatlar var. Hiç biri birbirinin dediğini kabul etmiyor. Dahası birbirlerine mesafeli yaklaşıyor. Şimdi şu ayete bak.

Şura
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

13. O; dinden Nuh’a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya önerdiğimiz yolu sizin için de yol kıldı/uygun gördü. Şöyle ki: ‘Dini dosdoğru uygulayarak, ayakta tutun. Onun hakkında bölünüp fırkalara ayrılmayın.’ Ancak, onları çağırdığın konu, müşriklere/ortak koşanlara çok ağır gelmiştir! Allah dilediği kimseyi kendisine (elçi) seçer ve kendisine içten yönelen kimseyi de doğru yola iletir.

Ayet apaçık fırkalara ayrılmayın diyor ama bizler tam tersini yapmış durumdayız. Bu ayet benim keşfim, buluşum değildir. Bunu televizyonlarda herkesin duyacağı şekilde defalarca anlatan hocalar var. Bunlar her dönemde insanları uyarmak için ortaya çıkan ilim adamlarının uyarılarıdır. Ne gariptir ki her dönemde yaşadığı dönemi analiz edip bu ayeti hatırlatıp fırkalara ayrılmayın, şirke girmeyin uyarısını tekrarlayanlar olmuş fakat bu uyarılarından dolayı sapık, kafir ilan edilmişler. Bu gün de farklı değil insanlar yine fırkalara ayrılmış durumdalar. Her kim “bir mürşidin eteğinden tutman lazım ancak o zaman Hakka gidebilirsin derse” ve buna da uyup gidip bir yere bağlanırsa fırkalara ayrılmış demektir. Şunu birbirinden ayırmak çok önemli ilim almak ayrı bir şeydir, bin yıllık hurafeleri din sanıp uymak ayrı bir şeydir. Allah’ın ahirette affetmeyeceği tek günah şirktir. Bu dünyada ise affetmeyeceği günah yoktur yeter ki insan içinde bulunduğu durumu anlayabilirsin.

Nisa
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

116. ŞÜPHESİZ ALLAH kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için (hak ettikleri ölçüde) bağışlar. Allah’a ortak koşan; kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür

Bu gün bu durumda ki şirke girmiş insanları uyaran insanlar var ki bunlar yukarıda yazdığım isimlerle aynı, her kim bu insanlara kulak verirse gerçekleri görecektir, her kim de “ben efendimden başkasına inanmam” derse, gözüne efendi perdesi çekip kendi başına kalacaktır. Bu da benim iddiam değil, kuranı okuyan bunu görebilir.

Her tarikat kendi silsilesinde ki insanları yüceltmiş, dini sadece ondan gelen bilgi ile sınırlamış. Kendisini uyaran insanları dinlemeyenler eninde sonunda bu evliya dedikleri ve kendi şeyhini, efendisini rab edinmiş olacaktır. Bunun ne demek olduğunu açıklayacağım. Okuyacağın bölümde bu apaçık görünmektedir. Bir mürşide tabi olan insanlar onun gösterdiği şekilde abdest alıp namaz kılıyorlar, kuranı onların tefsir ettiği şekliyle okuyor, dinliyor ve hatta kendilerine verdikleri “bu bizim tarikatın kitabı, her şey burada yazılı, bunu okuyacaksın” diye kitaplar verip okutuyorlar. Halbuki insanlara anlattıkları bu bilgilerin çoğu “evliyaullah” denen insan kaynaklı, yani onlara göre dokunulmaz, eleştirilmez, ne deniyorsa yapılması gereken bilgidir, bir kısmı da bu günkü tarikat ehlinin ayetleri yanlış yorumlaması sonucu ortaya çıkan bilgidir. İşte böylece bir insan “benim efendim doğu söylüyor, başkasına inanmam” dediği ve uyarıları dikkate almadığı vakit, şeyhini, efendisini rab edinmiş oluyor. Şimdi şu ayete bakalım.

Tevbe
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

31. (Yahudiler) Allah’ı bırakıp hahamlarını; (Hrıstiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları herşeyden uzaktır.

Bir de bu hadise bakalım.

"Durr-ül Mensur" adlı kitabın bir yerinde şöyle deniyor: Tirmizi'nin, İbn-i Munzır'ın, İbn-i Ebu Hatem'in, Ebu Şeyh'in, İbn-i Murdeveyh'in, Beyhaki'nin ve diğer hadis dergilerinin bildirdiklerine göre, sahabilerden Adiyy b. Hatem şöyle diyor; "Bir gün Peygamberimizin yanına gitmiştim. O sırada Tevbe suresinin `Onlar Allah dışında hahamlarını ve rahiplerini ilah edindiler' cümlesi ile başlayan ayetini okuyordu. Ayeti bitirince bana dönerek şöyle buyurdu: "Gerçi onlar hahamlarına ve rahiplerine tapınıyorlar, ibadet etmiyorlar. Fakat bu din adamları kendilerine bir şeyi helal kılınca o şeyi helal sayıyorlar, buna karşılık din adamları bir şeyi yasaklayınca onu haram kabul ediyorlar."

Kuranı Tertil İle Okumak

Bu hadisi birçok kitapta görebilirsin tabi görmek istersen. Aynı şey bugün hala geçerli, hem "fırkalara ayrılmayın" ayetini bir de "Allah’tan başka Rab edindiler" ayetini delip geçen bu insanlar yeminle kendilerinin doğru yolda olduğunu söylüyorlar. Tarikatın havasına, insanların birbiriyle olan ilişkilerine bakıp aldanan insanlar da bu insanları mürşit kabul ediyorlar. Buna ilave bu tarikatlara mensup müritlerin hiçbiri kuranı anlamak için okumuş değildir. Çünkü onlar gassal elinde meyittir, şeyh ne verirse onu okurlar. Başka bir kaynaktan okursa çarpıklıkları görür çünkü. Okuduğu tek şey ona ne okuması için ne verdilerse onu okumak. Bir insan kendisine anlatılanların veya okuması için verilenlerin doğruluğunu neye göre karşılaştıracak, neyle kıyaslayacak? Tek bir kitap var o da Kuran. Kuranı gerektirdiği gibi okuyup anlamayınca da kendilerine anlatılanları doğruluğunu kıyaslayacak bir gayrete de girmiyorlar. Halbuki kuranın ilk emri OKU. Kuran kendi okunuşunu nasıl tarif ediyor bir video göstereyim.

Kuranın Bizden İstediği Beş Şey

Peygamberimize üçüncü İnen surede kuran okuma emri veriliyor.

Müzemmil
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

1. Ey içine kapanan[*] kişi!

[*] Kendine verilen görev karşısında ne yapacağını düşünüp duran.

2. Az bir kısmı dışında gece kalk!

3. Ya gecenin yarısı kadar ya yarısından biraz az[*],

[*] Gece yarısından biraz önce veya sonra

4. ya da yarısından fazla bir süre kalk da Kur'ân'ı yavaş yavaş ve düşünerek oku!

Ayette kur'ân'ı tertîl ile, düşünerek oku deniyor. Tertil ile düşünerek okumak ayetlerin, kelimelerin, hitabın üzerinde derin derin düşünerek okumak demek. Bunun için birinci şart kuranı Arapçan yoksa kendi dilinde güzel bir tercümeden okumaktır. Ama bugün tarikatlara, radyolara, televizyonlara hatta camilere bak kuran Arapça okunuyor. İnsanlar radyo başında Arapça okunan kuranı dinliyor. Dini yayın yapan radyolara bak sabahları saat 5-6 civarı büyük çoğunluğu Arapça kuran yayınlar. Neden? Çünkü bu gelenek haline gelmiş “sen Arapça'sını dinle sevabını al ben sana ne olduğunu anlatırım” diyorlar. Kur'ân'ı tertîl ile, düşünerek okumayınca, tarikatlarda, cemaatlarda bir şeyhden efendiden dinleyince, o efendi de bin yıllık hurafeleri din diye anlatınca, dinleyenler de bunu din zannediyor. Halbuki kuran apaçık uyarmıştı, hem de 1400 sene önce, aldatan sizi Allah ile aldatmasın.

Şeytan Karikatürlerde Çizilenlere Benzemez

Fatır
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

5. EY İNSANLAR! Şüphesiz ki, Allah‘ın sözü gerçektir. Dünya hayatında aldanmayın/dünya hayatı sizi aldatmasın. Ve sakın,o aldatıcı sizi Allah ile/Allah adına aldatmasın.

6. Şüphesiz ki şeytan, size düşmanlıkta çok saldırgandır; öyleyse siz de onun düşmanlığına karşı dikkatli olun! O (şeytan) kendi partisini/taraftarını, ancak alevli ateşin halkından olmaları için çağırır.

Şeytan deyince aklına boynuzlu kuyruklu bir şey mi geliyor? Gelmesin. Şeytan bir sıfattır hem insanlarda var hem cinlerde. İns ve cins şeytanları diye geçer yani hem insandan hem cinlerden olanlar. Nas suresinde insan şeytanlardan bahsettiğini görebilirsin. Bir parantez iblis’le şeytanı karıştırma bir birine. İblis Adem’in yaratılışında Allah’a isyan eden, şeytan dediğim gibi ayrı. Allah ile aldatan şeytanlar çok anlayacağın. Bu uyarıyı dikkate almayanın, Allah ile aldatılan hali nedir? Kuran ona da cevap veriyor.

Ankebut
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

41. ALLAH’IN dışında, birtakım evliyaya/dostlara/efendilere bağlananların durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir! Halbuki evlerin en dayanıksızı/çürüğü, şüphesiz ki, örümceğin evidir! Şayet bilselerdi!

42. Şüphesiz ki Allah, kendisinin dışında, ne gibi şeylere yalvardıklarını bilir. O üstündür, hâkimdir.

43. İşte bu örnekler! Biz onları insanlar için anlatıyoruz. Fakat bilginlerden (gerçek bilim adamlarından) başkası, onları düşünüp akletmiyor!

Son ayette düşünüp akletmekten bahsediyor, bu örümceğin evi üzerine biraz düşünmek ister misin? Surenin adı olan Ankebut örümcek demek. Önce bu yazıyı oku, örümcek hakkında bilgi veriyor. Güvenilmez dişi ankebut

Kendisini Allah’a yaklaştıracak diye hurafelerle uydurma hadislerle din anlatan bir şeyhe, efendiye bağlanan kişini durumudur bu. Allah’tan başkalarını kendilerine dost/mürşit edinenler bu insanları “dini öğrenmek” adı altında dinlemek üzere gittikleri yerler dişi örümceğin yuvası gibidir. Kendilerine ilim anlatıldığını zannedip aslında şirkin tam ortasına oturmaktalar. Bunlara örnek vereceğim. Bunları bildiğim için böyle yazabiliyorum. Bu insanlar Allah ile aldatılmış oluyor. Allah’a ulaşacağını sanırken o sinsi şeytanın peşinde en kötü sona ulaşmış oluyor ki Allah o konuda da müminleri uyarmıştır.

Zuhruf
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

5. Sakın şeytan sizi bu yoldan alıkoymasın. Çünkü o, sizin için apaçık saldırgan bir düşmandır.

Bakara
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

208. EY İMAN EDENLER! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size saldırgan bir düşmandır.

Maalesef insanlar bu ayetlerde geçen "şeytan" kelimesini boynuzlu kuyruklu, kırmızı şeytan olarak algılıyor ve yine maalesef kimse bu ayetleri tertil ile düşüne düşüne okumuyor. Halbuki Peygamberimizde [sallallahu aleyhi ve sellem] bizim için örnek var.

Ahzab
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

21. ANDOLSUN, Allah’ın Rasûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.

Önemli Emir Tedebbür

Peygamberde bizim için örnek varsa o zaman biz neden peygamberimiz gibi Kur'ân'ı tertîl ile, düşünerek okumuyoruz. Yoksa Allah’ın bizi hidayete erdirmeyeceğine dair şüphelerimiz mi var? İnsanın şüphesi olması lazım ki Allah’tan başkasına beni Allah’a götür diyebilsin. Kuranda tertil ile düşünerek oku emriyle beraber bir de tedebbür kavramı geçer. Tedebbürün ne olduğunu daha önce duymuş muydun? Önemli_emir_TEDEBBÜR

Allah akıl sahipleri tedebbür etsinler diyor.

Sad
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

29. Sana indirdiğimiz bu kitap kutludur; ayetlerini tedebbür etsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar.

Eğer kuranı Allah’ın istediği ve peygamberin gösterdiği şekilde okursan ve bu ayetlerin ne demek istediğini anlıyorsan bir mürşide bağlanmak şarttır sözünün neden şirke kapı açmak olduğunu çok rahat anlarsın. Şunu tekrar ayırayım ilim almak başkadır falanca efendiye bağlanmak gerekir lafı başkadır.

Maide
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

16. Allah; onunla (o Kur’an ile), rızası peşinde olanları sonsuz kurtuluşa ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp, kendilerini dosdoğru bir yola iletir.

Enfal
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

29. EY İMAN EDENLER! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O size, iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış(ı/furkanı) verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.

"Bir mürşide bağlanmak gerek" sözündeki sıkıntı şart koşmadadır. Allah’a ulaşmak için birine mecbursun dediğin zaman Allah’ın yanına birini almışsın demektir. Bu mecburiyet seni örümceğin evine götürür. Bir mürşit şart değildir ama ilim almak gerekir dersen bu konuda anlaşabiliriz. Kimden ilim aldığın önemlidir, ne anlatıyor, hurafeleri mi yoksa Allah’ın dinini mi? Kriter budur.

Eskiden nasıldı bilemiyorum ama bugün bir mürşide bağlanma iddiası müslümanlar üzerinde oynan bir oyundur. Hurafe ve uydurmalar dininin adresi olmuş durumda. Bunların arasında elbette Allah yolunda olan kâmil insanlar vardır ama ya diğerleri ne olacak? Diyelim ki bu gün yüzde yirmi şirke girmemiş, Allah yolunda sohbetler yapan insanlar var peki diğer yüzde seksenin uydurma hadislere ve hurafelere göre anlatan efendiler şeyhler ne olacak, verdiği zarar nasıl önlenecek? Buna göz yumabilir misin? Şunu iyi anlamak lazım tekrar yazıyorum ilim almak başkadır, Allah’a ulaşmak için biri şarttır demek başkadır. İlim bir kişiye endeksli değildir. İlim anlatan birçok insan var. Neden birçok insandan aynı anda bilgi almak yerine ille de gidip birine bağlanmak gerekir diyorlar? Amaç nedir? Allah’a giden yolda bilgi edinmek, edindiğimiz bilgiyi nasıl kullanacağımızı öğrenmek değil mi? Bir insandan daha fazlasını bekleyen aldanır, aldanan, Ankebut suresinde ki örümceğin durumuna düşer.

"Alimler Peygamberin Varisidir" Hadisi

Tarihe bakarsak insanlar kendilerini haklı çıkarmak için bir çok iddiada bulunmuştur, mesela “alimler peygamberlerin varisidir” hadisi gibi. Buradan maksat kendilerini peygamberimizden onaylı, tartışmasız doğru gösterme çabasıdır. Süleymaniye Vakfına bu hadisi sormuşlar. Sonuç paragrafı şöyle;

“Verilen bu bilgiler ışığında ilgili hadisin en kuvvetli isnadında, sahabe ravisi Ebu’d-Derdâ’dan sonra peş peşe gelen iki ravinin mechul ve zayıf olduğu görülmektedir. Bu nedenle İmam Sehavi’nin görüşünün aksine, böyle bir zaafa sahip rivayetin başka hadislerle kuvvetleneceği veya takviye edileceğini söylemenin uygun olmadığı görüşündeyiz. Hadisin taşıdığı bu zayıflık nedeniyle de bu metni Hz. Peygamber’e dayandırmanın zor olduğunu söyleyebiliriz.”

İstersen buradan okuyabilirsin. Alimler_peygamberlerin_varisleridir_hadisi_sahih_midir

Bu hadis olduğu iddia edilen söz çok önemli çünkü insanlar alim olduklarında peygamberin varisi olursa bu insana hiçbir şey diyemezsin. Ne dersen de “ben peygamberin varisiyim” cevabını alırsın. Tarikatlardaki bilgi peygamberlerin varisi olduğu iddia edilen kişilerin üzerinde yapılanmaktadır. Bir varis yarışına girmektense Allah’ın peygamberimize “sana vahyolunana uy” demesini iyi anlamak gerekir. Peygamber kendisine ne vahyolunduysa ona uymuş, ve insanlara da bana vahyolunana uyun demiştir. Bu kadar açık ve nettir olay.

Yunus
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

108. DE Kİ: “Ey insanlar! Rabbinizden size gerçek gelmiştir. Kim doğru yola gelirse kendi nefsi için doğru yola gelmiştir. Kim de saparsa kendi aleyhine sapmıştır. Ben sizin vekiliniz/bekçiniz değilim.”

109. Sen, sana vahyedilene (Kur’an’a) uy/gereğini yerine getir! Allah hükmünü verinceye kadar sabret/bekle! O, yargıçların (adaletle hüküm-karar verenlerin) en iyisidir!

Araf
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

203. Onlara bir ayet getirmediğin zaman derler ki: “(Oradan buradan topladığın gibi) bunu da toplasaydın ya!” De ki: “Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım.” Bütün bu ayetler; ufkunuzu/düşüncenizi açacak Rabbinizden gelen belgelerdir. Bir doğru yol kılavuzudur ve bir rahmettir, inanan bir topluluk için!

Enam
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

50. De ki: “Size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum ve ben gaybı da bilmem! Ben size, bir meleğim de demiyorum. Ben ancak, bana vahyolunana uyuyorum.” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?”

Bu ayetler gayet açık;

Araf
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

1. Elif, Lâm, Mîm, Sâd.

2. (EY MUHAMMED/EY İNSAN!) Bu, sana/size indirilen bir kitaptır. Onunla uyarman[ız]dan ve inananlara öğüt vermen[iz]den dolayı, göğsün[üz]de bir sıkıntı olmasın.

3. Rabbinizden size indirilene uyun. O’ndan başka velilere uymayın! Ne kadar az öğüt alıyorsunuz!

İsra
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

9. GERÇEK ŞU Kİ; bu Kur’an en doğru olan yola iletir ve salih amel/faydalı işleri en iyi şekilde yapan müminlere, kendileri için büyük bir ödülün olduğunu müjdeler.

Görüldüğü üzere “tarikatlara koşun kendinize bir mürşit bulun, önce ona tabî olun” gibi ifadeler yok aksine kurandan başka hâmî, yol gösterici aramayın diyor. Yukarıda ki ayetlere dikkat edersen hiç düşünmüyor musunuz? Ne kadar az öğüt alıyorsunuz! gibi ifadeler var. Düşünen öğüt alan var mı?