Rabıta nedir? Rabıta şirk midir? Feyz Nedir? Şirk nedir? Tevbe 113 de geçen sadıklarla beraber olun şeyhlere uymayı gerektirir mi?

☰ Menü

Rabıta Nedir?

Tarikatlarda, cemaatlarda olan uygulamaları duyduğum zaman hemen peygamberimizin [sallallahu aleyhi ve sellem] sünnetine, hayatına bakmak istiyorum, benim kriterim duyduğum şey peygamberimizin hayatında var mı yok mu? İslam bir gelenek olmadığına ve uygulaması bizzat peygamberimiz tarafından yapıldığına göre din adına peygamberimizin yapmadığı şeyleri yapmak bu dinden değildir. Çünkü peygamberimiz demiş ki, bunları unutma

“İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenler / ortaya çıkarılanlardır. Sonradan ihdas edilen her şey bid’attir. Her bid'at dalalettir, her dalalet de ateştedir.”

Sorularlaislamiyet’e sormuşlar "rabıta nedir" diye, insanları anlamak mümkün değil ilim adı altında müritlerin iradelerini şeyhlerine teslim etmeleri gerektiğini yazıyorlar. Buna şirk deniyor işte. Bir müminin Allah’tan başkasına teslim olamaz, müslüman Allah’a teslim olan demek ama bu yazıyı oku müslümanlık kime teslim olmaya dönmüş.

Rabıta ne demektir.pdf

Sorularlaislamiyet “bir müridin mürşidini hatırlaması da böyle bir rabıtadır” demiş ama bu doğru bir tarif değil. Rabıtanın tarifi böyle olsa buna neden itiraz edilsin, şirk densin? Şirk denmesinin sebebi yazıda geçen "bir insan kendi reyini, fikrini bırakıp hocasının, üstadının yahut şeyhinin iradesini kendi iradesine tercih ederse bu zatlarda fani olmuş olur" ifadesindedir. Bir insan kendi iradesini bırakıp neden şeyhinin iradesini tercih eder? Hani müslümanlık yanlız Allah'a teslim olmaktı, Allah'la beraber şeyhe neden teslim olunuyor, neden şeyhde insanlar kendilerini adeta silip eritiyorlar? Buna ne gerek var? İlim almak neden yeterli olmuyor? Var mı peygamberimizin hayatında kendi iradesini peygamberimizin iradesinde eriten sahabe? Fenafilresul olan sahabe duyan, kitaplarda okuyan var mı? Peygamberimiz ve sahabeleri fenafillah diye bir şey yaşadılar mı? Peygamberimizin fenafillaha nasıl ulaşılacağına dair bir tarif anlatmışlığı görülmüş mü? Bunların hiç birisi yoktur, rabıta yukarıda "işlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenler" diye başlayan söze örnek bir uygulamadır, uzak doğu felsefesinden gelmiştir. Kuranda kendi iradesini bir başkasının iradesinde eritmenin tam tersi ayetler var, mesela

Zümer
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

17. TAĞUT’a (insanları kendine kul edinene), kulluk etmekten kaçınan ve Allah’a yönelenlere müjde var! Müjdele kullarımı!

18. Onlar sözü dinlerler, onun en güzeline uyarlar! İşte onlar, Allah’ın önerdiği yolda giden kimselerdir. Temiz akıl sahipleri, işte onlardır!

Bu ayetlerdeki tağut'un bugünkü tarikatlar ve cemaatler olduğunu biliyorsun.

Peygamberimiz yeri geldiğinde bir komutan, yeri geldiğinde devlet başkanı yeri geldiğinde de vahyi sahabelerine anlatan bir öğretmendi. Peygamberimize mareşallik rütbesi verilmesi gerekir. Bu rütbe 3 meydan savaşı kazanana veriliyor. Peygamberimiz bunun çok daha fazlasını yapmıştır. Aynı şekilde sahabe de bakanlık, valilik savaşta komutanlık yapmıştır. Bütün bunlar fenafilresul ya da fenafillah yaparak değil, akıllarını ve ellerinde ki imkanları en iyi şekilde kullanarak yapmışlar. Uhud savaşını okursan savaşa hazırlanırken ashabıyla taktik konusunda istişareler yaptığını görürsün. Bu istişareler sonunda peygamberimizin fikir değiştirdiği yani savaşın taktiğini değiştirdiğini bütün kitaplar yazar. Peygamberimizin yaşadığı dönem bu gün tarikatların yaşam tarzından çok farklıydı. O dönem insanlar peygamberimize bazı konularda fikir ayrılığına düşüp, fikirlerini açıkça anlatıp peygamberimizin kararlarını değiştirebiliyordu ama bugün şeyh/efendi önünde diz çöküp, şeyh ne derse itirazsız kabul edip kendi iradesini şeyhinde eritmiş insan toplulukları oluşmuş. İslam, peygamberimizin anlattıklarından, yaşadıklarından ve uyguladıklarından kopartılıp aşırı yüceltilmiş evliya, şeyh/efendi sistemine bağlanmış. Şirkin ortaya çıkışı da bu sistemin yaşam tarzından kaynaklanıyor. Efendi hazretleri ve onun uygulamaları peygamberimizin uygulamalarının önüne geçmiş.

Rabıta aslında nakşibendi tarikatının bir uygulamasıdır amaç “feyz almak”tır. Nereden alıyorlar bu feyzi? Şeyhlerinin kalbinden kendi kalplerine feyz aktığını hayal ederek alıyorlar. Şeyhlerini Allah’ın aynası olarak kabul ediyorlar. Allah’tan şeyhin kalbine, şeyhin kalbinden de müride feyz akışı olarak bakıyorlar. Bahsettiğim bu şekildeki rabıtanın nasıl yapılacağına dair kısa bir yazı var. Bu ifade orada geçiyor;

Allah Teâlâ’yı seyredilebileceği makama ulaşabilmiş olan şeyhe gönlü bağlamaktır. Çünkü şeyh, oluk gibidir. Feyiz, yani ilâhî nurlar, ona bağlanmış olan müridin kalbine, onun kalbinden akar.

Demek ki Allah'ı seyredebilen insanlar varmış, yersen eğer. Yazıyı okuyup kendine peygamberimiz Allah'ı seyredebileceği makama ulaşmış mıdır ve bu anlatılanları yapmış mıdır sorusunu sor.

Feyz talebi ve rabıta.pdf

Son cümleye dikkat ettin mi “çünkü ihvan, şeyhinin şeklini hayalinde canlandırmakla ancak huzur bulur, nurlanır ve bu sayede çirkin davranışlarda bulunmaktan sakınır.” Buna kula kulluk deniyor, bu tağutlaşmanın en güzel örneği. Bir insanın Allah ile arasına bir başkasını koyduğu en güzel şirk örneklerinden.

Cübbeli Ahmet ve cemaati de Nakşibendi olduğundan diyor ki "sahabe peygamberimizi hayalinden çıkartamıyordu, bu doğal rabıtaydı." Sahabe peygamberimizi aklından çıkaramıyorduysa peygamberimizden feyz akışı sağlamak için mi yapıyordu yoksa sevgiden mi? Feyz akışı olmadığı kesindir çünkü öyle olsa peygamberimizden gelen bir nakil olurdu. O zaman nakşibendi tarikatının rabıta için "sahabe peygamberimizi hayalinden çıkartamıyordu" sözünün delil olması mümkün değildir o zaman bugünkü anlamda rabıta sonradan ortaya çıkan bir şey demektir.

Cübbeli Ahmet'in İnsanları Yanıltması

Cübbeli Ahmet’in yaptığı en büyük aldatma radyoda, televizyonda canlı yayında başka konuşuyor, cemaatine ders yaptığı zaman başka konuşuyor. Cübbeli Ahmet radyo da televizyonda rabıtayı “Allah dostlarını düşünmek” olarak tanımlıyor hatta Allah’ın peygamberimize diğer peygamberleri düşün hatırla diyerek sanki rabıtaya delil gösteriyormuş gibi konuşuyor. Maide 35 de geçen “Allah’a ulaşmaya vesile arayın” ifadesinin en büyük vesilesi rabıtadır diyor. Bir diğer ayet “sadıklarla beraber olun” ayeti de rabıta için en büyük delil olduğunu söylüyor. Bunların hiç biri rabıtaya delil değildir çünkü Cübbeli Ahmet rabıtayı Allah dostlarını düşünmek olarak değil şeyhinin kalbinden kendi kalbine Allah'tan feyz aktığını hayal etmek olarak tanımlıyor, birazdan bu tanımı göstereceğim. Dolayısıyla Allah'ın peygamberimize diğer peygamberleri hatırla/düşün demesi rabıtaya hiçbir zaman delil olmaz hatta ayeti çarpıtmaktır. Zaten ayetleri çarpıtmadan 500 sayfa peygamberimizin yapmadığı bir şeyi yazamazsın. Altta Mahmut efendi, Cübbeli Ahmet ve ekibinin yazdığı kuran tefsiri olan Ruhül Furkan kitabından alınmış rabıta tanımı var. Üstteki videoda dinlediğin gibi miymiş rabıta kendin gör.

Rabıta bir müridin, mürşidi kâmilinin ruhâniyetiyle beraber, suretini kalp gözünün önüne getirerek hayal etmesi ve kalbiyle ondan yardım istemesinden ibarettir 115 .[ Ruhu'lFurkan,c.II, s.64.]

“Rabıtanın en üstün derecesi, iki gözün arasında olan hayal hazinesi ile mürşidin ruhaniyetinin yüzüne hatta iki gözünün arasına bakmaktır. Zira orası feyiz kaynağıdır. Ondan sonra mürşide karşı kendini alçaltarak, son derece tevazu ile yalvarmak ve onu Mevlâ ile kendi arana vesile kılmak üzere, mürşidin ruhaniyetinin hayal hazinesine girip oradan kalbine ve derinliklerine yavaş yavaş indiğini düşünüp, senin de peşinden yavaş yavaş oraya aktığını ve indiğini hayal ederek, şeyhini, kendi nefsinden geçinceye kadar hayal gözünden kaybetmemektir” [Ruhu'lFurkân, c. II, s. 79.]

Bu satırlar Abdülaziz Bayındır’ın Cübbeli ve Mahmut efendi ile yaptığı mülakatın kitabı olan “Tarikatciliga Bakış” tan, sayfa 134 ve 135.

Rabıta evliyayı düşünmek miymiş? Peygamberimiz sence böyle bir şey yapmış mıdır? Sahabe zamanında doğal rabıta vardı diyor, sahabenin üstteki tanımdaki gibi rabıta yaptığını yazan bir kitap var mı? Cübbeli Ahmet televizyonda, radyoda başka konuşuyor kitaplarında başka yazıyor. Üstteki konuşma rabıtayı tefsirlerinde yazdığı gibi anlatmadığına göre insanları kandırıyor. O radyo programında rabıtayı tefsirlerindeki gibi açıklasa kim rabıta yapar? Derdi rabıtanın iyi bir şey olduğunu yaygınlaştırmak insanların bunu yapmaya alıştırmak. Allah’ın peygamberimize "diğer peygamberleri düşün" dediği ayetlere beraber bakalım, buradan rabıtaya delil çıkar mı sen karar ver. Bir defa peygamberimiz kendisinden önceki peygamberleri görmedi ki fiili anlamda nasıl onları düşünecek? Bu ayetlerdeki mana başka.

Meryem
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

16. KİTAP’TAMeryem’i de hatırla/Meryem’den de bahset! Hani bir zaman; ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.

41. KİTAP’TA İBRAHİM’İ de hatırla! Gerçekten o çok doğru bir nebi/peygamber idi.

51. KİTAP’TAMUSA’YI da zikret. Şüphesiz o temizlenmiş ve gönderilmiş (elçilerimizden) bir peygamber/nebi idi.

54. KİTAP’TA İSMAİL’İ de oku! Şüphesiz o, sözünde duran birisi idi. Gönderilmiş bir elçi idi.

56. KİTAP’TA İDRİS’İ de zikret! Şüphesiz o, çok doğru bir elçiydi.

57. Biz de onu yüksekçe bir yere çıkardık.

58. İŞTE BUNLAR (yukarıda anlattığımız elçiler), Allah’ın kendilerine nimet verdiği elçilerden; Âdem’in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail’in (Yakub’un) soyundan, doğru yolu gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendirler. Onlara Rahmân’ın ayetleri okunduğu zaman, ağlayarak secdeye kapanırlardı.

Meryem suresinin tamamını okursan buradan rabıtaya delil var mı yok mu daha rahat görebilirsin. Bu sureden şu tanıma delil çıkartan surenin anlamını saptırmıştır. "Rabıtanın en üstün derecesi, iki gözün arasında olan hayal hazinesi ile mürşidin ruhaniyetinin yüzüne hatta iki gözünün arasına bakmaktır ... mürşidin ruhaniyetinin hayal hazinesine girip oradan kalbine ve derinliklerine yavaş yavaş indiğini düşünüp, senin de peşinden yavaş yavaş oraya aktığını ve indiğini hayal ederek, şeyhini, kendi nefsinden geçinceye kadar hayal gözünden kaybetmemektir"Sayfa 144 - KURAN-MEALİ-Dipnotlu-2012.pdf

En büyük vesile rabıtadır dediği ayet.

Maide
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

35. EY İMAN EDENLER! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya bir vesile (iş/ibadet [namaz veya dua] ile bir fırsat) arayın ve O’nun izin verdiği şekilde, saldırganlara karşı cihat edin ki, kurtuluşa eresiniz.

Allah bu ayetle şeyhinizi gözünden kayboluncaya kadar düşünün ve kalbinden kalbinize Ben'den feyz aktığını hayal edin" demiş olabilir mi? Bu ayeti rabıtaya delil göstermek kendini Allah'ın yerine koymaktır çünkü Allah'ın vermediği anlamı Cübbeli Ahmet vermiştir. Bir kez daha vesile ile ilgili Mustafa hocanın sözlerini hatırlatmak isterim.

Allah'a Vesile Nasıl Aranır?

Cübbeli Ahmet'in Tevbe 133. Ayetin Anlamını Saptırması

Tevbe
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

119. EY İMAN EDENLER! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.

Bu ayetin rabıtaya delil olduğunu söylediği bir konuşması var, oradan kısa bir bölüm aldım.

“Bir mürşidi kamil bulmak şart” diyenlerin düştüğü hallere bak. Cübbeli Ahmet ayeti kendince yorumladı. “herkes sadık diye nitelediği şeyhlerle/evliyalarla sürekli beraber olamaz bu durumda bu ayete nasıl uyacaklar? “Allah mümkün olmayan bir şey emreder mi” diyor yani Cübbeli Ahmet bu ayetle Allah “şeyhlerinize/evliyalara rabıta yapın diyor” demiş oluyor. Bu ayeti hiç unutma, kuran Allah tarafından açıklanmış bir kitaptır.

Hud
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

1. Elif, Lâm, Râ. (BU), AYETLERİ sağlamlaştırılmış bir kitaptır! Sonra da hakîm olan ve herşeyin iç yüzünü bilen (Allah) tarafından açıklanmıştır.

2. Ta ki; Allah’tan başkasına kul olmayasınız! (De ki:) Ben de O’ndan size bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim!

Allah bu kitabı Kendisi Allah’tan başkasına kul olmayasınız diye açıklamış. Burada gördüğün şey Cübbeli Ahmet "Allah Tevbe 119 ile rabıta yapmanızı istiyor" diyerek ayete kendisini haklı çıkarmak için kendisi mana vermiştir ve kendisini Allah yerine koymuştur. Allah’ın açıkladığı anlamı değil rabıtayı meşru yapmaya çalışmıştır. Ayette geçen sadık kelimesi özü sözü bir insanlar demektir. O cemaate bir kişi bu kuranı anlayarak, düşünerek okumamış mı ki bu ayetleri görsün? Allah’tan başkasına kul olmayasınız diye herşeyin iç yüzünü bilen Allah tarafından açıklanmıştır ifadesi ne anlama geliyor biraz düşünsene. Bu insanlar bu cesareti nereden buluyor? O cemaat böylece Cübbeli Ahmet’i ve Mahmut efendiyi rab edinmiş oluyor.Bu ayetten alttaki tanıma delil çıkar mı?

Rabıta bir müridin, mürşidi kâmilinin ruhâniyetiyle beraber, suretini kalp gözünün önüne getirerek hayal etmesi ve kalbiyle ondan yardım istemesinden ibarettir 115 .[ Ruhu'lFurkan,c.II, s.64.]

“Rabıtanın en üstün derecesi, iki gözün arasında olan hayal hazinesi ile mürşidin ruhaniyetinin yüzüne hatta iki gözünün arasına bakmaktır. Zira orası feyiz kaynağıdır. Ondan sonra mürşide karşı kendini alçaltarak, son derece tevazu ile yalvarmak ve onu Mevlâ ile kendi arana vesile kılmak üzere, mürşidin ruhaniyetinin hayal hazinesine girip oradan kalbine ve derinliklerine yavaş yavaş indiğini düşünüp, senin de peşinden yavaş yavaş oraya aktığını ve indiğini hayal ederek, şeyhini, kendi nefsinden geçinceye kadar hayal gözünden kaybetmemektir” [Ruhu'lFurkân, c. II, s. 79.]

Alttaki animasyonda peygamberimizin bile kuranı kendisinin açıklama yetkisinin olmadığı görülüyor. Peygamberimiz kendisine verilen hikmetle Allah'ın açıklamalarını göstermiş. Bugün hocalar Allah'ın açıklamalarını değil eski müfesirlerin, mezheplerin görüşlerini anlatıyor. Videonun sonundaki ayet Cübbeli Ahmet ve benzerlerini anlatıyor.

Tevbe 113 de geçen sadıklarla beraber olun şeyhlere uymayı gerektirir mi?

Rabıta Şirk Midir?

Şirk bölümüne giriş yazısında bir ayetle bir hadis yazmıştım.

Tevbe
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

31. (Yahudiler) Allah’ı bırakıp hahamlarını; (Hrıstiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları herşeyden uzaktır.

"Durr-ül Mensur" adlı kitabın bir yerinde şöyle deniyor: Tirmizi'nin, İbn-i Munzır'ın, İbn-i Ebu Hatem'in, Ebu Şeyh'in, İbn-i Murdeveyh'in, Beyhaki'nin ve diğer hadis dergilerinin bildirdiklerine göre, sahabilerden Adiyy b. Hatem şöyle diyor; "Bir gün Peygamberimizin yanına gitmiştim. O sırada Tevbe suresinin `Onlar Allah dışında hahamlarını ve rahiplerini ilah edindiler' cümlesi ile başlayan ayetini okuyordu. Ayeti bitirince bana dönerek şöyle buyurdu: "Gerçi onlar hahamlarına ve rahiplerine tapınıyorlar, ibadet etmiyorlar. Fakat bu din adamları kendilerine bir şeyi helal kılınca o şeyi helal sayıyorlar, buna karşılık din adamları bir şeyi yasaklayınca onu haram kabul ediyorlar."

Cübbeli Ahmet’in rabıta ile ilgili söyledikleri ve cemaatının bunu uygulaması işte yukarıdaki ayet ve hadiste anlatılan olaydır. Bu insanları uyarınca tıpkı tarih boyunca müşriklerin peygamberlere verdiği cevabı veriyorlar. Müşrikler o zaman şöyle dermiş.

Lokman
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

20. GÖRMEDİNİZ Mİ? Allah göklerde ve yerde bulunanları size boyun eğdirmiştir. Zahir/görünen/açık ve batın/görünmeyen/gizli nimetlerini size bol bol vermiştir. Yine de insanlar içinde bir bilgiye dayanmaksızın, kılavuzu olmadan ve aydınlatıcı bir kitabı bulunmadan, Allah hakkında tartışan/mücadele eden kimseler vardır!

21. Onlara; “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilince, “Hayır!” dediler. “Biz ancak, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeylere uyarız.” Şeytan onları, alevli azaba çağırıyor olsa da mı?!

Bugün Abdülaziz Bayındır, Yaşar Nuri Öztürk vb insanlar “Allah’ın indirdiklerine uyun” ayetleri kendinize göre yorumlamayın deyince “biz ancak şeyhlerimizin/efendilerimizin yoluna uyarız” diyorlar. Ayetin sonuna bak "Şeytan onları, alevli azaba çağırıyor olsa da mı?"

Cübbeli Ahmet’in "600 sayfa rabıta kitabı yazdım" dediği kitap meğer Abdülaziz hocaya delil olsun diye yazılmış.

Rabıta ile bu açıklamalardan sonra şu ayete dikkat çekmek isterim. Kalpler şeyhleri düşünerek değil Allah’ı anarak huzur buluyor.

Rad
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

28. Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.

29. İnanan ve faydalı bir işi en iyi şekilde (dürüstçe) yapanlar için, mutluluk ve güzel bir dönüş yeri vardır

29 ayete dikkat edersen cennetin salih amellere bağlı olduğunu bir kez daha görebilirsin. Bir insanın tarikata ihtiyacı yoktur iman edip salih amellerle ve başına gelenlere sabır etmiş olarak Allah’ın huzuruna dönebilmeye ihtiyacı vardır.