İsra ve Miraç Gerçeği


Sayfa Başlıkları

★★★

Klasik Miraç anlatısında İsra ayetle Miraç hadisle sabit diyorlar. İsra gece yürüyüşü demek. Miraç ise yükseliş demek. Kur'an'da Miraç'a dair hiç bir açıklama yok. Bu yüzden Miraç hadisle sabittir diyorlar. Fakat hadis denen metinler bir birleriyle çelişkili olduğu gibi kendi içlerinde de çelişkili. Bir hadise göre peygamberimiz [sallallahu aleyhi ve sellem] Mekke'de evinden Mirac'a yükselmiştir. Başka bir hadise göre Kudüs'ten. Bu bile Miraç konusunun ne kadar çelişkili olduğunu görmemize yeter. Bununla berber peygamberimiz Müraç'a yükselmeden önce kalbinin çıkarıldığı yıkandığı geri koyulduğu anlatılıyor. Buna Kur'an'dan delil getirebilmek için İnşirah suresinin anlamını çarpıtmışlar. Klasik yoruma göre Allah peygamberimizi gece Kudüs'te ki Mescidi Aksa'ya yürüttü oradan da Miraca yükseldi. Allah'ın yanına çıktı hatta "kabe kavseyn" denilen iki yayın kirişlerinin yüz yüze gelmesi gibi Allah'la peygamberimiz o kadar yaklaştı ve konuştu. Bu hikaye Müslümanlara atılan en büyük goldür. Bu sayfada peygamberimizin Miraç'ta yaşadığı iddia edilen hiç bir şeyi aslında yaşamadığını görebilirsin. Menü'de bundan sonraki sayfada Miraç'ın Zerdüştlükten alınma bir hikaye olduğunu görebilirsin. Gören gözler için her şey ortada. Mirac ve Zerdüştlük'teki Ardavirafname Benzerliği

Peygamberimizin Göğsünün Yarılması ve İnşirah Suresi

Hurafelerle gerçekleri beraber ele alacağım umarım çok karışmaz. Diyorlar ki peygamberimizin kalbi üç defa çıkarılmış yıkanmış yerine konmuş. Biri bebekken, diğeri on yaşındayken, sonuncu da Mirac’a çıkmadan. Bunlardan birini göstereyim;

Çocuktum, arkadaşlarımla bir derede oynuyorduk. Üç kişi geldi, yanlarında bir altın leğen vardı. İçi karla doluydu. Beni arkadaşlarımın arasından aldılar. Birisi beni yanım üstüne yatırdı. Karnımı yardı. Ben bakıp duruyordum. Hiç acı duymadım. Karnımdan bağırsaklarımı çıkarıp leğende yıkadı. Yine karnıma koydu. Öteki gelip kalbimi dışarı çıkardı. Kalbimin içinden pıhtılaşmış bir kara kan parçasını çıkarıp attı. Sonra nurdan bir mühür çıkarıp kalbimi mühürledi. Sonra kalbim peygamberlik ve hikmet nuruyla doldu. Sonra kalbimi yerine koydu. Üçüncüsü ise karnımın yarılan yerini sıvazlayıp yaramı iyileştirdi.

Bu hikayenin kaynağı Kastallani’nin Mevahibü'l-Ledünniye kitabı. Kaynak kim olursa olsun bu hikayenin gerçek olması mümkün değildir. Bu hikayeyi Hristiyanlar Pavlus için anlatsa inanır mısın? Bütün Müslümanların söyleyeceği ilk şey kimsenin organları bu şekilde çıkarılamaz, yıkanamaz ve yerine takılamaz. Ama söz konusu peygamberimiz olunca en saçma sapan hikayeler birden peygamberimizin hayatı oluyor. Sonra bir de buna Kur’an’dan delil bulmaya çalışıyorlar. Kalp ameliyatına buldukları delil İnşirah suresi. Diaynet’in meali;

İnşirah

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

1. Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?

2-3 Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?

4. Senin şânını yükseltmedik mi?

5. Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

6. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

7. Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul.

8. Ancak Rabbine yönel ve yalvar.

Suredeki "Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?" cümlesini çocukken geçirdiği kalp ameliyatına delil gösteriyorlar.

Şakku's Sadr Ve Şerhu's Sadr

Bu rivayetlerdeki göğsün yarılması ”şakku's sadr” diye geçiyor. Bunun anlamı göğsün cerrahi operasyonla yarılması demek. İnşirah suresinde "Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?" cümlesinde ise ”şerhu's sadr” geçiyor. Bunun anlamı manevi rahatlama, göğsünün sıkıntısını giderme. Zaten sure de bunu anlatıyor. Mekkeli müşrikler peygamberimizi çok rahatsız ediyordu. Sözleriyle bunaltmışlardı. Allah da "senin sıkıntını gidermedim mi" diye ayet indirmiş. Bizi mahveden, içinde peygamberimizin adı geçiyor diye saçma sapan rivayetleri sahiplenip, Kur’an’ı bu hikayelere uydurmaya çalışmak olmuş.

Bu hikayelerin diğer bir ortak noktası peygamberimizin kalbine çocukken peygamberlik mührü vurulmuş. Oysaki Allah peygamberimizin ne vahiy alma beklentisi olduğunu ne de peygamber seçileceğine dair hiç bir beklentisi olmadığını söylüyor.

Kasas

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

86. Böyle bir kitabın sana verileceğini hiç beklemiyordun. Bu, sadece Rabbinin bir ikramı olarak sana verildi. Sakın o nankörlere arka çıkma. 

Peygamberimiz çocukken veya daha sonra kalbine peygamberlik mührü vurulduğunu görseydi, daha sonra peygamber seçileceğine dair beklentiye girerdi. O zaman da üstteki ayet olmazdı.

Kalbi Çıkarılan Her İnsan Ölür

Bizim peygamberimiz senin benim gibi normal bir insandı. Tek farkı vahiy almasıydı. Allah peygamberimizden böyle söylemesini istemiş.

Kehf

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

110. De ki "Ben de tıpkı sizin gibi insanım. Bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunmaktadır. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa iyi iş yapsın ve tek olan Rabbine kullukta, hiçbir şeyi O’na ortak saymasın."

Senin göğsün yarılsa kalbin çıkarılsa ölmez misin? Eğer peygamberimizin kalbi çıkarılsaydı o da ölürdü çünkü ben de tıpkı sizin gibi insanım diyor. Ayeti genişletip “hayır efendim, o bizim gibi değildi” deyip bu masalları Kur’an’a uydurmaya çalışan vallahi yarın bunun hesabını veremez. Allah bir cümlenin sonuna nokta koyduysa onu silip virgül yapıp cümleyi devam ettirme. Allah peygamberimizden “ben de sizin gibi bir insanım” demesini istemiş ve cümlenin sonuna nokta koymuş. Sen de burada dur. Birazcık olsun düşünmeni sağlamış olmalıyım. Bu bilgilerin üzerine Mirac hadisindeki kalbinin çıkarılıp yıkandığı masalına artık inanmaman gerekir.

Mirac Gecesi Cebrail’in Süt ve Şarap Bardağı Getirmesi

Rivayet şöyle;

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e İsrâ gecesinde, birinde şarap, diğerinde süt bulunan iki bardak getirildi. Bardaklara şöyle bir baktıktan sonra süt bardağını aldı. Bunun üzerine Cebrâil “Seni, insanın yaratılış gayesine uygun olana yönlendiren Allah’a hamdolsun. Şayet içki dolu bardağı alsaydın, ümmetin sapıklığa düşerdi” dedi. (Müslim, Îmân 272 , Eşribe 92. Ayrıca bk. Buhârî, Tefsîru sûre (17), 3, Eşribe 1, 12; Nesâî, Eşribe 41)

Allah Kitap aşkına Cebrail gibi Allah katında yüksek derecelere sahip, bütün peygamberlere vahyi getirmiş melek, peygamberimize süt ve şarap bardağı getirerek tuzak mı kuruyor? Allah lillah aşkına hangi peygamber şarap bardağını seçer? Diyelim seçti, seçilen şarap bardağıyla nasıl olur da ümmetin bütün iradesi sapıklığa kitlenir? Şarap bardağı seçildi diye insanlar nasıl sapıtabilir? Bu hikayelerin adı “hadis” olduğunu için kimse sorgulamıyor. Okullarda din diye çocuklara bu masallar anlatılıyor.

Miraç Hadisi Ve Çelişkileri

Alttaki metinde peygamberimizin Kabe'den Miraç'a yükseldiği anlatılıyor. Bu hadisle ilgili sekiz çelişki yazacağım. Bunları gördükten sonra bize anlatıldığı gibi bir Miraç yaşanmadığını görmüş olacaksın.

− Ben Kâbe’nin Hatîm kısmında uyku ile uyanıklık arasında idim… Yanıma merkepten büyük, katırdan küçük beyaz bir hayvan getirildi. Bu Burak’tı. Ön ayağını gözünün gördüğü en son noktaya koyarak yol alıyordu. Ben onun üzerine bindirilmiştim. Böylece Cibrîl -aleyhisselâm- beni götürdü. Dünyâ semâsına kadar geldik. Kapının açılmasını istedi.

− Gelen kim? denildi.

− Cibrîl! dedi.

− Berâberindeki kim? denildi.

− Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm- dedi.

− Ona Mîrâc dâveti gönderildi mi? denildi.

− Evet! dedi.

− Hoş gelmişler! Bu geliş ne iyi geliştir!» denildi ve kapı açıldı. Kapıdan geçince, orada Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’ı gördüm. Bu babanız Âdem’dir! O’na selâm ver!» denildi. Ben de selâm verdim. Selâmıma mukâbele etti. Sonra bana: Sâlih evlât hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin!” dedi.Sonra Cebrâîl beni yükseltti ve ikinci semâya geldik. Burada Hazret-i Yahyâ ve Hazret-i Îsâ ile karşılaştım. Onlar teyzeoğullarıydı. Sonra Cebrâîl beni üçüncü semâya çıkardı ve orada Hazret-i Yûsuf ile karşılaştık. Dördüncü kat semâda Hazret-i İdrîs ile, beşinci kat semâda Hârûn ile, altıncı kat semâda ise Hazret-i Mûsâ ile karşılaştık. Sâlih kardeş hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin! dedi. Ben onu geçince, ağladı. O’na: Niye ağlıyorsun? denildi. Çünkü, benden sonra bir delikanlı peygamber oldu, O’nun ümmetinden Cennete girecek olanlar, benim ümmetimden Cennete girecek olanlardan daha çok!» dedi.Sonra Cebrâîl beni yedinci semâya çıkardı ve İbrâhîm ile karşılaştık. Cebrâîl Bu, baban İbrâhîm’dir; ona selâm ver! dedi. Ben selâm verdim; O da selâmıma mukâbele etti. Sonra: Sâlih oğlum hoş geldin, sâlih peygamber hoş geldin! dedi. Daha sonra bana: Yâ Muhammed! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara Cennetin toprağının çok güzel, suyunun çok tatlı, arâzisinin son derece geniş ve dümdüz olduğunu bildir. Söyle de Cennete çok ağaç diksinler. Cennetin ağaçları “Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber!” demekten ibârettir dedi. Sonra Sidretü’l-Müntehâ’ya çıkarıldım. Bunun meyveleri (Yemen’in) Hecer testileri gibi iri idi, yaprakları da fil kulakları gibiydi. Cebrâîl -aleyhisselâm- bana: İşte bu, Sidretü’l-Müntehâ’dır!» dedi. Burada dört nehir vardı: İkisi bâtınî nehir, ikisi zâhirî nehir. Bunlar nedir, ey Cibrîl? diye sordum. Cebrâîl -aleyhisselâm-: Şu iki bâtınî nehir, Cennetin iki nehridir. Zâhirî olanların biri Nil, diğeri de Fırat’tır! dedi…” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Enbiyâ, 22, 43; Menâkıbu’l-Ensâr, 42; Müslim, Îman, 264; Tirmizî, Tefsîr 94, Deavât 58; Nesâî, Salât, 1; Ahmed, V, 418)

Sidretü’l-Müntehâ’da Cebrâîl : “Ey Allâh’ın Resûlü! Buradan öteye yalnız gideceksin!” dedi. Resûlullâh: “Niçin ey Cibrîl?” diye sordu. O da cevâben: “Cenâb-ı Hak bana buraya kadar çıkma izni vermiştir. Eğer buradan ileriye bir adım atarsam, yanar kül olurum!..” dedi. (Râzî, XXVIII, 251)

Efendimiz’e soruldu: “Yâ Resûlallâh! Sidre’yi kaplayan ne gördün?” Buyurdular ki: “Altundan pervânelerin onu bürüdüğünü ve her yaprağında bir meleğin oturup Allâh’ı tesbîh ettiğini gördüm.” (Taberî, XXVII, 75; Müslim, Îman, 279)

İbn-i Abbâs’tan gelen rivâyete göre Resûl-i Ekrem: “Ben, yüce Rabbimi gördüm!” buyurmuştur. (Ahmed, I, 285; Heysemî, I, 78)

Bir başka rivâyette Peygamber Efendimiz “Rabbini gördün mü?” sorusuna cevâben: “Bir nûr gördüm!” buyurmuşlardır. (Müslim, Îman, 292)

Birinci Çelişki : Mirac’a Kudüs’ten Mi Yoksa Evden Mi Çıktı?

Gelenekte peygamberimiz “İsra yürüyüşüyle Kabe’den Kudüs’e gitti, oradan Mirac’a çıktı” deniyor. Hadisin başında İsra yürüyüşüne dair bir iz var mı? Denebilir ki “cennetten Burak geldi, çok kısa zamanda Kudüs’e gittiler” ama isra birinci ayette “kulunu bir gece vakti yürüttü” deniyor. O gece peygamberimiz yürüyerek bir yere gitmiş. Bununla beraber Mirac’ı anlatan diğer hadisi ne yapacağız, Burak yok, peygamberimiz Mirac’a evin tavanından çıkmış, kapıdan da değil, tavandan.

“Ebu Zerr  şöyle dedi: Rasulullah Mirac kıssasını şöyle anlatırdı:

‘Ben, Mekke’de iken evimin tavanı ansızın yarıldı. Cebrail Aleyhisselam indi. Göğsümü yardıktan sonra onu zemzem suyu ile yıkadı. Sonra hikmet ve iman ile dopdolu olan ahundan bir leğen getirdi de onu göğsümün içine boşalttı ve göğsümü kapattı. Sonra elimden tutup beni dünya semaya doğru çıkardı. Birinci semaya vardığımda Cebrail Aleyhisselam, o semanın bekçisine: “aç”, dedi. Bekçi “Kimdir o?” dedi. “Cebrail’dir”, dedi. Bekçi “Beraberinde kimse var mı?” dedi. Cebrail Aleyhisselam “Beraberimde Muhammed vardır,” dedi. Bekçi “O’na gelsin diye haber gönderildi mi?” dedi. Cebrail Aleyhisselam “Evet”, dedi. Kapı açılınca dünya semanın üstüne çıktık.

Hangi hadis doğru? Peygamberimiz Burak’la Kudüs’e mi gitti yoksa evin tavanından mı çıktı? Bir hadiste Kabe’den diğerinde evinden Miraca çıktı dense iki mekan bir birine çok yakın olduğu için itiraz etmeyeceğim. Ama hadisin biri Kudüs’ten diğeri Kabe’den Mirac’a çıktı diyor. Bu fark kabul edilemez. Anlatıldığı gibi bir Mirac yaşandıysa hadisler arasında bu kadar fark olmaması lazım. Kendinden pay biç; peygamberimiz Mirac’a gidip geldiyse ve ashabına anlattıysa, sen de orada olsan, dinlesen, Mirac’a çıktığı yerin Kudüs mü Kabe mi olduğunu aklında tutamaz mısın? Bir birinden bu kadar uzak iki mekanı karıştırır mısın? Eğer “İsra ayetle Mirac hadisle sabittir, inkar eden kafir olur” diyorsan çeşit çeşit Mirac hadisi olmaması lazım. Hangi hadisi inkar edersem kafir olurum? Hadis dünyası böyle çelişkilerle dolu. O yüzden uydurma hadisler temizlenmeden Müslümanlar bir adım yol alamaz.

İkinci Çelişki : Bütün Peygamberlere Namaz Kıldırması

Allâh Rasûlü o gece Mescid-i Aksâ’da bütün peygamberlere imâm olup namaz kıldırdı. (İbn-i Sa’d, I, 214)

Peygamberimizin diğer peygamberlere namaz kıldıramayacağına delil Kur'an'da. Müslümanlar ayetleri esas almazsa önlerini, göremez. Yolunu bulamaz. Bunlara dikkat etmediği için bin yıldır Mirac kurgusuyla yaşıyor. Allah peygamberimizin ve diğer peygamberlerin herkes gibi öldüğünü söylüyor. Ölümle ilgili ayetleri yazacağım ki ölmüş peygamberlerin Kudüs’te peygamberimizin arkasında namaz kılamayacağı görülsün.

Enbiya
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

34. Senden öncekilerden hiç bir insanı ölümsüz yapmadık. Sen ölsen onlar ölümsüzleşecekler mi? 

35. Her canlı ölümü tadacaktır. Kötüyle de iyiyle de sizi yıpratıcı bir imtihandan geçiririz. Huzurumuza çıkarılacaksınız.

 

Müminun
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

14. Sonra nutfeyi, alaka haline (rahim duvarına yapışık hale) getirdik. Alakayı bir çiğnem et gibi yaptık. O et parçasını kemiklere dönüştürdük ve kemikleri etle donattık. Sonra da onu farklı bir yaratık haline getirdik. Yaratanların en güzeli olan Allah, bereketin ve iyiliğin kaynağıdır.”

15.  Siz daha sonra öleceksiniz.

16.  Sonra mezardan kalkış günü kaldırılacaksınız.

 

Ölünce Bilinç Biter

Ölen kişinin ruhu alındığında bilinç biter. Ruh, ölüm anında bedenden alınınca Kıyamet sonrası yeni bedenlerimiz yaratılana kadar Allah katında bir yerde tutulur.

Zümer
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

42. Allah nefisleri/ruhları, vücut öldüğü sırada vefat ettirir[1*], ölmemiş olanların nefislerini /ruhlarını da uykusunda vefat ettirir. Ölümüne hükmettiğinin ruhunu tutar, ötekini belirlenmiş eceline[2*] kadar salıverir. Bunda, düşünen bir topluluk için âyetler /dersler vardır

[1*] Her insanda iki nefis vardır; birincisi bedeni, ikincisi ruhudur. Ana rahminde döllenmiş yumurtadan yaratılan bedene ruhun üflenmesi, bütün organların tamamlanmasından sonra olur. Böylece insan, dinleyebilen, basiret ve gönül sahibi olan farklı bir canlı türü haline gelir (Müminûn 23/12-14 ve Secde 32/7-9)

Bu âyete göre vefat, işi biten ruhun bedenden ayrılmasıdır. Allah ruhu iki şekilde vefat ettirir, biri uykuya daldığında, diğeri de öldüğünde olur. Ruh, bilgisayarın işletim sistemi gibi bütün bilgileri korur. Onun için Allah, hem uyuyan hem de ölen bedenin ruhunu koruma altına alır. Uyuyan insanın ruhu, uyandığında, ölen kişinin ruhu da vücut yeniden yaratıldığında geri döner. (Bkz. Müminûn 23/100 ve Tekvîr 81/7)

Bu ayetten uykuda ölenlerin nasıl öldüğünü de görmüş oluyoruz. Allah, her gece uyuduğumuzda ruhumuzu alıyor. Eğer ecelimiz o gece tamamlanırsa ruhu geri iade etmiyor. Kişi uykusunda ölmüş oluyor. Eğer ecelimiz dolmadıysa uyanmadan önce ruhumuzu geri veriyor. Ölene kadar her gece bunu yaşıyoruz. Öldükten sonra yeni beden yaratıldığında ruhumuz o bedene yüklenecek ve biz Ahirette gözlerimizi açacağız. Öldükten sonra ruhun mezarda ya da daha sonra bedene geri gelmesi mümkün değildir. Bunu da alttaki ayetlerde görüyoruz.

Müminun
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

99. Onlardan (kafirlerden) birine ölüm geldi mi şöyle der: “Rabbim! Beni geri çeviriniz.

100. Terk ettiğim dünyada iyi işler yapayım.” “Hayır, asla!” (denir.) O, o sözü söyler ama önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir engel[*] vardır.

[*] "بَرْزَخٌ = Berzah engel demektir (Müfredat).  Her insanda iki nefis vardır; birincisi beden, ikincisi ruhudur. Ana rahminde bedene ruhun üflenmesi, bütün organların tamamlanmasından sonra olur. Böylece o, dinleyebilen, basiret ve gönül sahibi olan farklı bir canlı türü haline gelir (Müminûn 23/12-14 ve Secde 32/7-9)

Ruh, bedeni ev gibi kullanır; beden uykuya dalınca çekip gider, uyanınca geri gelir. Ölen beden yıkılan ev gibi olur, yeniden dirilinceye kadar ruh oraya dönmez. Ölen kişinin yalvarması boşunadır, çünkü ona ek süre tanınmaz (Münafikun 63/11). Ruhla bedenin tekrar birleşmesi yeniden diriliş sırasında olacaktır (Tekvir 81/7)

Burada ölen kafirin ruhu Allah’a yalvarıyor. Bu, bizim rüyada yaptığımız konuşmalar gibidir. (Nahl 16/28-29, Enfal 8/50-51) Bu, onların tevbesidir ama Allah Teala böyle bir tevbeyi kabul etmeyeceğini bildirmiştir: Allah’ın kabul sözü verdiği tevbe (dönüş), bir cahillik ederek# kötülük işleyen sonra vakit geçirmeden dönüş yapanların tevbesidir. Allah, onların tevbesini (dönüşlerini) kabul eder. Allah bilir, doğru kararlar verir. Kötülükleri işlemeye devam eden, ölüm gelip çatınca da "Ben şimdi tevbe ettim (dönüş yaptım)" diyenlerinki, tevbe değildir. Kâfir olarak ölenlerinki de değildir. Onlar için acıklı bir azap hazırlamışızdır. (Nisa 4/17-18)

Allah ölümüne hükmettiğinin ruhunu tutar ve ölenlerin önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir engel vardır ayetlerinden ölen insanların Kıyamet’ten sonra yeniden dirilişe kadar bir daha bedenlerine geri dönemediğini görüyoruz. Ayetler bunları çok açık gösteriyor ama Müslümanlar ayetler yerine hadis adı altındaki metinlere itibar ettiği için bu ayetleri görmek istemiyor. Onlardan biri de bu hadis;

Uydurma Hadislerin Ayetlerin Önüne Geçirilmesi

Enes bin Mâlik’den rivâyet edilen bir hadîs-i şerîf’te şöyle buyruluyor: “Peygamberler kabirlerinde diri olup, namaz kılarlar."

Bu hadise Bakara yüz elli dördüncü ayeti delil getiriyorlar, Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin! Onlar diridirler, ama siz fark edemezsiniz. Ayet “peygamberlere ölü demeyin” demiyor, “Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin” diyor. Allah yolunda öldürülenlerin nasıl bir diriliğe sahip olduğunu biz bilemeyiz. Allah bu konuda ayrıntı vermemiş. Ayetleri genişletip kendi kafamızdaki anlamları ya da hadisleri de ayete eklemeye çalıştıkları için hurafeler temizlenmiyor. Allah peygamberimizin öldüğünü söylüyor.

Zümer
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

30. Sen öleceksin, onlar da ölecekler. 

31. Sonra (mezardan) kalkış günü hepiniz, Rabbinizin huzurunda birbirinizden davacı olacaksınız. 

32. Allah’a karşı yalan söyleyen ve doğrular kendine geldiğinde yalana sarılandan daha büyük yanlışı kim yapar? Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler) için Cehennemde yer mi yok?

 

Kur’an’da kıssaları anlatılan peygamberler ve kavimlerinden görüyoruz ki Allah o kavimleri inanmadıkları için helak etmiş. Öldürülen peygamberler olmuştur ama peygamberlerin çoğu kendi eceliyle ölmüştür. Bizim peygamberimiz de eceliyle öldü. Allah ölümüne hükmettiğinin ruhunu tutar ve ölen insanların önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir engel vardır derken peygamberimizin bizden daha iyi bildiği bu ayetlere aykırı konuşması mümkün değildir. Ayrıca ölen peygamberler neden kabirlerinde namaz kılsın? Sorumluluk bitmedi mi?

Ölen bütün insanların ruhu Allah katında tutulmaktadır. Kimsenin bedenine geri dönmesi mümkün değildir. Dolayısıyla peygamberimizin Kudüs’te bütün peygamberlere namaz kıldırması ve Miraç hadisinde anlatılan birinci kat semada: Hz. Adem'le, ikinci kat'ta Hz. İsa ve Hz. Yahya’yla, üçüncü kat'ta Hz. Yusuf’la, dördüncü kat'ta Hz. İdris’le, beşinci kat'ta Hz. Harun’la, altıncı kat'ta Hz. Musa’yla, yedinci kat'ta Hz. İbrahim ile görüşmesi mümkün değildir. Bu peygamberlerin de ruhu Allah’ın yanındadır

Ya Kabir Azabı?

Belki aklına gelmiştir; ölünce bilinç bitiyorsa kabir azabı yok mu? Yok. İstersen bu sayfadan okuyabilirsin. Kabir Azabı Var Mıdır?

Üçüncü Çelişki : Gök Kapılarındaki Bekçiler

Bütün Mirac hadisi versiyonlarında Cebrail peygamberimizi her kattaki gök kapısından geçirirken kapıyı çalıyor, bekçi kapıyı kim çaldığını, yanında kimin olduğunu ve “Ona Mîrâc dâveti gönderildi mi?” ya da “Ona peygamberlik daveti gönderildi mi?” diye soruyor. Demek Mirac daveti gönderilmemişse ya da peygamber değilse kapıyı açmayacaklar. Çıkmışlar semanın katlarında geziyorlar, üstelik Cebrail gibi makamı, saygınlığı çok yüksek bir melekle gidiyorlar, kapıyı çalınca "ona davet geldi mi" diye soruluyor. Davet gelmese Cebrail niye birini alıp yukarılara götürsün? Bu mitolojik hikayeleri yazanlar kurgusunu tam yapamamış. Halbuki Mirac eğer böyle bir şekilde olsaydı, her kattaki kapı görevlileri Cebrail’i gördüğünde hiç bir şey sormadan saygıyla kapıyı açmaları gerekirdi. Cebrail Allah’a en yakın, bütün peygamberlere vahyi getirmiş, Allah’ın en güvendiği kullarından biridir. Bugün basit bir iş yerinde müdür kapıda bekletiliyor mu? Kapıdan girerken “sen kimsin, ne işin var” diye soruluyor mu? Yeryüzüde basit müdürlere “hayırdır, ne işin var” sorulmuyor da gökyüzünde Cebrail’e neden soruluyor?

Dördüncü Çelişki : Cebrail’in Allah’ın Yanına Gidememesi

Hadis denen kurguda Cebrail’le peygamberimiz yedinci kat semaya çıktı ama Sidretü’l-Müntehâ’ya gelince Cebrail durdu.Sebebi altta;

Sidretü’l-Müntehâ’da Cebrâîl : “Ey Allâh’ın Rasûlü! Buradan öteye yalnız gideceksin!” dedi. Rasûlullâh: “Niçin ey Cibrîl?” diye sordu. O da cevâben: “Cenâb-ı Hak bana buraya kadar çıkma izni vermiştir. Eğer buradan ileriye bir adım atarsam, yanar kül olurum!..” dedi. (Râzî, XXVIII, 251)

Cebrail için ayetler şöyle söylüyor;

Tekvir

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

19. Kur’ân değerli bir elçinin ilettiği sözdür.

20. Arşın (yönetimin) sahibi yanında güçlü ve itibarlı olan,

 

21. orada saygı gören, güvenilir elçinin (Cebrail’in) ilettiği sözdür. 

Miraç kurgusunda Allah Cebrail’e yanına çıkmasına izin vermediği yazıyor ama ayetlerde Cebrail’in Allah’ın yanında güçlü, itibarlı ve saygı gördüğü yazıyor. Cebrail “buradan ileriye bir adım atarsam, yanar kül olurum” derse Allah’tan vahiy alıp nasıl peygamberlere götürdü? Allah katında en üst mertebelere gidebilecek biri varsa o Cebrail’dir.

Beşinci Çelişki : Ettehiyyatü

Bir üst maddede Mirac kurgusunda Cebrail’in peygamberimizle beraber Allah’ın yanına gitme izni olmadığı yazdığını gördün. Bu kurguya göre peygamberimiz tek başına Allah’ın yanına kadar gitti ve orada Ettehiyyatü duasında olanlar yaşandı. Bu diyaloğa kimin şahitlik ettiğine dikkat et. Peygamber Efendimiz Miraç’ta Allah’u Teâlâ’nın huzuruna varınca Cenab- Hakk’a hürmetlerini arz etmek niyetiyle “Dil, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah’a dır” demiş. Allah’u Teala O’nu karşılayıp selamlayarak “Ey Nebî! Allah’ın selâm, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun” demiş. Peygamberimiz “ Selâm, bizim ve Allah’ın sâlih kullarının üzerine olsun” cümlesiyle Allah’ın selamına mukabelede bulunmuş ve Allah ile Peygamber Efendimiz ’in bu güzel konuşmalarına şahit olan Cebrail‘de bu manzaraya “Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed, O’nun kulu ve Peygamberidir” diye eşlik etmiş ve böylece Ettehıyyatü duası ortaya çıkmıştır.

Hani Cebrail peygamberimize “Ey Allâh’ın Resûlü! Buradan öteye yalnız gideceksin. Cenâb-ı Hak bana buraya kadar çıkma izni vermiştir. Eğer buradan ileriye bir adım atarsam, yanar kül olurum” demişti. Nasıl oldu da bu selamlamaya şahit oldu? Mirac kurgusuna nereden bakarsan bak her tarafı tutarsızlıklarla doludur. Böyle bir Mirac yaşanmadığı için böyle bir Ettehiyyatü de yaşanmadı.

Altıncı Çelişki : Peygamberimiz Allah’ı Gördü Mü?

Ettehiyyatü’ye bakarsan peygamberimiz Allah’ı görmekten öte karşılıklı konuştu. Bu konudaki diğer hadisler şöyle;

İbn-i Abbâs’tan gelen rivâyete göre Resûl-i Ekrem: “Ben, yüce Rabbimi gördüm!” buyurmuştur. (Ahmed, I, 285; Heysemî, I, 78)

Bir başka rivâyette Peygamber Efendimiz “Rabbini gördün mü?” sorusuna cevâben: “Bir nûr gördüm!” buyurmuşlardır. (Müslim, Îman, 292)

Hz Aişe’den gelen rivayet;

“Kim Muhammed’in Rabbini gördüğünü iddia ederse o kişi Allah’a karşı büyük bir yalan uydurmuş olur. Zira o (peygamberimiz) Cebrail’i kendi suretinde, ufku kaplamış bir halde görmüştür.” (Buhari, Bed’ül-Halk, 7. Benzer hadisler için ayrıca bkz.: Buhari, Tevhid, 4; Müslim, İman, 77)

Evet hangi hadise inanacağız? Hadis denen bu metin baştan sona kurmacadır. Ben Aişe validemizden gelen hadise inanmayı daha doğru buluyorum çünkü nihayetinde kendisi peygamberimizin eşiydi, en yakınındaydı. Yukarıdaki Mirac kurgusunda 50 vakit namazın farz kılınması ve bakara Suresinin son ayetlerinin hediye olarak alınmasını göstermedim. Bunları şimdi göstereceğim.

Yedinci Çelişki : Bakara Suresinin Son İki Ayeti Verildi Mi?

İsra suresi Mekke'de hicretten bir kaç sene önce indi. Bakara suresi ise Medine'de hicretten hemen sonra inmeye başladı ve tamamlanması on yıla yakın sürdü. Mirac’ta hediye edildi denilen Bakara suresinin son iki ayeti yani amenerasul dediğimiz iki ayet dolayısıyla Mirac'ta hediye edilmemiştir. Bu ayetler Medine'de inmiştir Bu iki ayetin Mekke'de indiğine dair hiç bir rivayet yoktur.

Bakara 285-286 Ayetlerinin İniş Sebebi

Bu ayetlerin iniş sebebini anlamak için Bakara iki yüz seksen dördüncü ayeti bilmek gerekir.

Bakara

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

284. Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. İçinizde olanı, açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi ondan hesaba çeker[1*]. Affın gereğini yapanı affeder, azabın gereğini yapana da azap eder. Her şeye ölçü koyan Allah’tır. 

[1*] İnsan, içinden geçenden değil, içine yerleştirdiği şeylerden sorumludur. Bunlar iman, şirk, münafıklık gibi şeylerdir. İbadeti Allah için değil de gösteriş olsun diye yapan, sevap alamaz.

Bu ayet indiğinde ashab peygamberimize “içimizdekilerden hesaba çekileceksek hepimiz yanarız” diye konuşmuş. Allah Müslümanların aklındaki soru işaretlerini gidermek için 285 ve 286. ayetleri indirmiş.

Elmalılı Hamdi Yazır’ın Tefsirinden Açıklama;

Rivayet olunduğuna göre, "Siz içinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de" (Bakara, 2/284) âyeti nazil olunca, bu ashaba pek ağır geldi, toplanıp Resulullah'ın huzuruna vardılar, diz çöktüler: "Ey Allah'ın Resulü, namaz, oruç, cihad, sadaka gibi gücümüzün yeteceği amellerle mükellef olduk. Şimdi ise bu âyet indirildi. Halbuki bizim buna gücümüz yetmiyecek." dediler ve "Herbirimiz, kendi gönlünde öyle şeyler konuşur ki, dünyaları verseler bunların kalbinde bulunmasını arzu etmez." diye insanın elinde olmadan içinde bulunan duygu, düşünce, tasarı ve hayallerden söz ettiler. Peygamber (s.a.v.) onlara: "Siz de sizden önceki Kitap ehli gibi, duyduk ve karşı koyduk mu demek istiyorsunuz? 'duyduk ve uyduk, ey Rabbimiz ğufranını dileriz, dönüş ancak sanadır, deyiniz!' buyurdu. Bunu hep birlikte okumaya başladılar, okudukça dilleri alıştı ve gönülleri yatıştı. O zaman 285. âyet nazil oldu. Böylece Allah'a tazarrû ve niyaz ile yalvarıp yakardıklarından, istiğfar edip Allah'a sığındıklarından dolayı bir süre sonra arkasından 286. âyet nazil oldu ve güçlerinin yetmiyeceği ve ellerinde olmayan şeylerden hesaba çekilmeyecekleri bildirilerek, endişeleri giderilmiş oldu.

Bahsi geçen ayetler bunlar.

Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “O’nun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırdetmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlanma dileriz. Sonunda dönüş yalnız Senin katınadır.”  Allah bir kimseyi, ancak gücünün yettiği şeyden sorumlu tutar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (ŞÖYLE diyerek dua ediniz): “EY RABBİMİZ! Unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey RABBİMİZ! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey RABBİMİZ! Bizi gücümüzün yetmediği şeylerden sorumlu tutma! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Ayetlerini çarpıtan/örten insanlara karşı bize yardım et.” (2:Bakara 285-286)

Bu ayetler Mirac gecesi peygamberimize hediye edilmedi.

Sekizinci Çelişki : 50 Vakit Namazın Farz Olması

Mirac kurgusunda peygamberimizi en son Allah’la görüştüğü yerde bıraktım. Kurgu şöyle devam ediyor; peygamberimiz Allah’tan 50 vakit farz namaz ve Bakara Suresinin son ayetleriyle geri dönüyor. Tekrar gökteki kapılardan aşağıya inecek. En üst katta Musa peygamberle karşılaşıyor.

Uydurma Hadis;

“Artık Allah, bana vahy ettiğini vahy etti. Üzerime her gündüz ve gece içinde elli namaz farz kıldı. Bu farziyeti yüklenerek döndüm. Nihâyet Mûsâ’ya uğradım. Mûsâ “Rabb’in ümmetine ne farz kıldı?” diye sordu. “Elli vakit namaz farz kıldı” dedim. Mûsâ bana “Rabb’ine dön, müracaat et, hafifletmesini iste. Zîrâ ümmetin buna tâkat getiremez. Ben senden önce insanları imtihana tâbi tutmuş ve onları tecrübe etmişimdir” dedi. “Ben de Rabb’ime döndüm ve “Ey Rabb’im! Ümmetim üzerine hafiflet!” diye niyaz ettim. Benden on vakit namaz indirdi. Bunun üzerine Mûsâ’ya döndüm. Mûsâ tekrar “Ümmetin buna güç yetiremez. Rabb’ine dön ve hafifletmesini iste!” dedi. Ben de Rabb’ime niyaz eyledim. Bu defa on vakit namaz daha indirildi. Ben yine Mûsâ’ya dönüp geldim. Mûsâ yine eskisi gibi öğüt verdi. Ben de Rabb’ime tekrar niyaz ettim. Benden on vakit namaz daha indirildi. Bu defa yine Mûsâ’ya dönüp geldim. Mûsâ yine önceki tavsiyede bulundu. Ben de Rabb’ime tekrar niyaz eyledim. Benden on vakit namaz daha indirildi de, artık on vakit namazla emrolundum. Ve Mûsâ’ya dönüp geldim. Mûsâ bana önceki mütalaasını tekrar söyledi. Ben de Allah’a niyaz eyledim de, bu defa her gün beş vakit namazla emrolundum. (Mâlik bin Sa’sa’nın rivâyetinde:) Rabb’im şöyle buyurdu “Yâ Muhammed! Onlar her gündüz ve gece içinde beş namazdır. Her bir namaz için on sevap vardır. Böylece yine o elli namaz olur. Her kim bir hasene ve iyilik yapmak niyet eder de onu fiilen yapamazsa, ona bir iyilik yazılır. Her kim bir kötülük yapmayı tasarlar da, onu işleyemezse onun aleyhine hiçbir şey yazılmaz. Eğer o tasarladığı kötülüğü yaparsa, üzerine bir tek günah yazılır.” Bunun üzerine Musâ’ya dönüp geldiğimde, Mûsâ “Ne ile emrolundun?” dedi. Ben de “Her gün beş vakit namazla emrolundum” dedim. Musâ tekrar “Ümmetin her gün beş vakit namaza muktedir olamaz. Ben senden önce insanları epeyce tecrübe ettim. Ve İsrâiloğullarını sıkı bir imtihana tâbi tuttum. Şimdi sen Rabb’ine tekrar dön ve müracaat et de, bunu ümmetin için daha da hafifletmesini iste” dedi. Ben de “Rabb’ime çok döndüm. Öyle ki, artık O’ndan utanır oldum. Beş vakit namaza râzı olacağım” dedim. “Ben Mûsâ’nın yanından geçince bir ses: “Ben beş vakit namazı farz olarak imzâ ve irâde eyledim. Ve kullarımdan fazlasını indirdim ve hafiflettim” diye nidâ etti. (Müslim, Îmân, 74; Buhârî, Salât, 227)

Mirac kurgusundaki Musa peygambere verilen bu rolden bu kurgunun Yahudiler tarafından yazılıp Müslümanların hadis kitaplarına sokulduğunu anlayabilirsin. Metne dikkat et, Musa peygamber bilge bizim peygamberimiz da saf, hiç bir şeyden anlamayan biri olarak gösterilmiş.Dahası insanlara 50 vakit namazın ağır geleceğini, yapamayacaklarını Allah mı daha iyi biliyor Musa peygamber mi? Bu kurguya göre insanlara Allah mı daha merhametli Musa peygamber mi? Namaz 5 vakte indiğinde bile Musa peygamber “buna dayanamazlar geri dön indirim iste” diyor. Musa peygamber zamanında da namaz beş vakit kılınıyordu. Eğer Allah 50 vakit namazı farz kılsaydı nasıl tutarsızlıklar olacaktı bunları göstereceğim. Mirac kurgusunu yazanlar bunları düşünememiş.

Gündüz Namaz Vakitlerini Nasıl Belirleyeceklerdi?

1 saat 60 dakika, 24 saat 24x60 = 1440 dakika. 1440'ı 50 vakte bölersek 28,8 çıkar. Allah elli vakit namazı farz kılsaydı 28,8 dakikada bir namaz kılmamız gerekecekti. Peki o dönemi düşün, Müslümanlar namaz vakitlerinin girdiğini nasıl anlayacaktı? O dönem bugün herkesin kolunda olan saat icat edilmemişti. Güneşin gölgesini esas alan güneş saatleri Yunan ve Mısır medeniyetlerinde kullanıldı ama Araplarda böyle zaman ölçen mekanizma yoktu. Bu insanlar 28.8 dakikanın geçip diğer namaz vaktinin girdiğini nasıl anlayacaktı? Allah ölçülemeyecek bir şeye karar verir mi ki daha sonra güya Musa peygamber "dayanamazlar" dedi diye vaz geçsin?

Gece Ne Yapacaklardı?

Diyelim ki o dönem peygamberimiz ve ashabı gündüz güneşin gölgesini kullanarak 28,8 dakikayı ölçecek bir sistem buldular. Peki gece güneş yok, gece vakitleri nasıl belirleyeceklerdi? Gece namaz vakitlerini belirleme imkanı yokken Allah elli vakit namazı farz kılar mıydı? Diyelim ki gece de namaz vakitlerini anlamak için başka bir sistem icat ettiler peki gece uyuyacak mıyız yoksa 28,8 dakikada bir uyanıp namaz mı kılacağız? Allah'ın geceyi ne için yarattığını bu ayetlerden görebilirsin.

Kasas
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

73. Sizin için geceyi ve gündüzü var etmesi O’nun rahmetindendir. Geceleyin dinlenesiniz ve gündüz çalışasınız diye!.. Belki şükredersiniz!

Neml
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

85. Görmediler mi? İçinde sükûnet bulmaları için geceyi var ettik ve gündüzü de aydınlık yaptık. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ayetler vardır.

Allah geceyi dinlenelim diye var etmiş. Eğer gece dinlenme zamanıysa Allah 28,8 dakikada bir namaz kılmayı emreder mi? Gündüzü da çalışalım diye var etmiş. Gece ve gündüz 28,8 dakika bir namaz kılmaya kimin gücü yetebilir? Böyle ağır ibadetin olduğunu duyan Müslüman olur mu? Allah önce bu ayetleri indirdi sonra da 50 vakit namaz farz kıldı öyle mi? Bir sineğin kanadını bile ölçüyle yaratan Allah kendiyle çelişen kararlar verir mi ki sonra güya Musa peygamber "dayanamazlar" dedi diye vaz geçsin?

Allah Bilmez Mi?

50 vakit namaz nasıl kılınır? Bunun ümmete ağır geleceğini bilecek biri varsa o da Allah’tır. İnsanlık tarihi boyunca hangi peygamber kendisine verilen emri "Allah'ım buna dayanamazlar" deyip değiştirmesini istemiştir? Bir peygamberin bunu demeye hakkı olur mu? Miraç kurgusunda Allah'ın Amenerrasulü dediğimiz Bakara Suresinin son iki ayetini hediye olarak verdiğini söylüyorlar ama ayet ne diyor kimse dikkat etmiyor.. Bakara iki yüz seksen altıncı ayette  Allah kimseye gücünün üstünde bir sorumluluk yüklemez diyor. Miraç kurgusunda ise günde 50 vakit namazı farz kıldığı söyleniyor. Allah kimseye günün üstünde yük yüklemiyorsa 28.8 dakikada bir namaz kılınmasını istemiş olamaz. Buna kimsenin gücü yetmez.

Allah El Hakim’dir. doğru karar veren, bütün Hikmetlerin sahibi demek. Allah bir şeye karar verdiyse o doğrudur. Mesela Maide otuz sekizde hırsızlık suçunun cezasının el kesmek olduğu gibi. Kullar bu cezanın ağır olduğunu düşünebilir diye ayetin sonunda "Allah hakimdir" diyor yani "doğru karar verir." Mealen "siz bu cezayı çok bulabilirsiniz ama nasıl bir caydırıcı etkisi olduğunu bilemezsiniz" der gibi Kendisinin doğru karalar verdiğini, kullar bu ceza çok mu az mı diye düşünmesin diye adını ayete yazmış. Bütün Kur'an'da Allah doğru karar verdi de 50 vakit namazın kullarının gücünün yetmeyeceğini düşünemedi mi? Hadis denen o metne göre Allah bilemedi ama Hz Musa bildi ve peygamberimizi "ümmetin buna dayanamaz" diye uyardı, peygamberimiz de sanki saf bir insanmış gibi "o zaman ben gideyim de indirim isteyeyim bari" diye Allah'a geri döndü. Hem de kaç defa. Bizim peygamberimiz ümmetine neyin zor geleceğini anlayamaz mı? Bu ayeti ne yapacağız?

Tevbe
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

128. Ant olsun, size kendi içinizden; (bir kul ve bir insan olarak) bir Rasûl gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.

Bizim sıkıntıya düşmemiz peygamberimize çok ağır geliyormuş, üstelik bize çok düşkünmüş ama 50 vakit namazın bize ağır geleceğini düşünememiş ancak Musa peygamber uyarınca jeton düşmüş, Allah'a geri dönüp indirim istemiş, hem de 5 defa. Bunları Yahudiler Musa peygamberi bizim peygamberimizden üstün göstermek için uydurdu. Bu kainat ve varsa diğer kainatlarda kararları tartışmaya açık olmayan tek Zat Allah'tır. Allah emreder kullar "başüstüne" der yapmaya gayret eder ya da görmezden gelir kafir olur.

Cebrail Peygamberimize İki Defa Namaz Kıldırdı

Cebrail peygamberimize hem namaz kıldırdığında namazın vakitlerini gösterdi. Hadis bu, sondaki ifadeye dikkat et.

“Cebrail Kâbe’nin yanında bana iki kere imamlık yaptı. Birincisinde öğle namazını, gölgeler bir ayakkabı kayışı kadar iken kıldırdı. Sonra her şeyin kendi gölgesi kadar olduğu zaman ikindiyi kıldırdı. Güneşin battığı ve oruçlunun iftar ettiği saatte akşam namazını kıldırdı. Şafağın kaybolduğu saatte de yatsıyı kıldırdı. Sabah namazını da tan yerinin ağardığı, oruç tutana yemenin içmenin yasak olduğu saatte kıldırdı.

Cebrail ikinci kez imamlık yaptığında öğle namazını, dünkü ikindi vaktinde, her şeyin gölgesinin kendi boyu kadar olduğu vakitte kıldırdı. İkindiyi, her şeyin gölgesi kendinin iki katı olduğu vakitte kıldırdı. Sonra akşam namazını ilk günkü vaktinde kıldırdı. Son yatsı namazını gecenin üçte biri geçtikten sonra kıldırdı. Sabah namazını da ortalık aydınlandığı sırada kıldırdı. Sonra Cebrail bana döndü ve dedi ki, “Ya Muhammed, bu senden önceki peygamberlerin ibadet vaktidir. İbadet vakti bu iki vaktin arasıdır.” (Tirmizî, Mevâkît, 1)

Hadisteki koyu belirttiğim yer alttaki ayetin koyu yeriyle örtüşüyor mu?

Şura
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

13. “Allah Nuh’a ne emretmişse onu, sizin için bu dinin kuralı (şeriat) yapmıştır. Sana vahyettiğimiz, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğimiz şudur: “Bu dini ayakta tutun ve birbirinizden ayrı düşmeyin.” Senin çağırdığın şey müşriklere ağır gelir. Allah, bu dini tercih edeni kendi tarafına (yoluna) seçer ve O’na yöneleni doğruya yönlendirir.” 

Ayetlerde beş vakit namaz görülüyor. Ayrıca Cebrail de peygamberimize beş vakit namazın vakitlerini göstermiş bu senden önceki peygamberlerin ibadet vaktidir demiş. Allah da Nuh’a ne emretmişse onu, sizin için bu dinin kuralı (şeriat) yapmıştır demiş. Demek ki Nuh peygamber zamanından beri namaz beş vakit ve bugünkü vakitlerdeki gibi kılınıyordu. Yani Musa peygamber zamanında da namaz beş vakitti. Hadis denen kurguda Musa peygamber “beş vakte de dayanamazlar” diyor ama gerçekte Musa peygamber ve inananları da beş vakit namaz kıldı. Bütün peygamberlerin zamanında aynıydı, insanlık tarihi boyunca hep aynı vakitlerde kılındı. O zaman Miraç hadisi denen kurgudaki 50 vakit namazın farz olması mümkün değildir. Her Mirac Kandilinde anlatılan hadis denen bu metin uydurmadır.

Kur'an'da beş vakit namaz hangi ayetlerde geçiyor bu videodan görebilirsin.

Beş Vakit Namazı Emreden Ayetler

Necm Suresi Yeryüzüne İnişi Anlatıyor

Necm suresini Mirac’a uyarlayabilmelerinin sebebi surede Cebrail’in adı ya da “melek” ifadesi geçmez. her şey “O” üçüncü tekil şahısla anlatılır. Mekke’de inen ayetlerde melek, Cebrail isimlerinin geçmemesinin bir sebebin şöyle özetleyebiliriz. O dönem Araplar Allah’a inanıyordu ama Allah’ı çok yüce kabul edip, insanları muhatap almayacağına inanırlardı. Alırsa da bu kişi o şehrin en zengin, en sözü dinlenen insanı olmalıydı. O dönem Araplar Allah’ın gökyüzünün en üst katında ikamet ettiğine, meleklerin de kızları olarak etrafında Kendisini zikreden varlıklar olduğuna inanırdı. Melekler Allah’ın çevresinde olduğu için ilahi bilgiye sahiptir. Meleklerin altında da cinler vardır. Cinlerle melekler akrabalık bağı ile bir birine yakındır. Cin akrabalar meleklerin sahip olduğu ilahi bilgiyi kulak hırsızlığıyla çalarlar ve dünyaya kahin dostuna getirir anlatırlar. O dönem Araplar her şairin bir cini olduğuna inanırdı. Bu cin, şairin içini coşturur, şair bu sayede şiir yazardı. Cinlerin etkisine girmiş insanlara mecnun denirdi. Vahyin ilk yıllarında peygamberimize "o bir mecnundur, şairdir" demelerinin sebebi budur. Mecnun’nun cinlenmiş anlamına gelmesinin kökeni budur. İlk inen surelerde Cebril’in adı, melek olduğu yazsaydı Mekke müşrikleri “biz de aynı şeyi söylüyoruz, sana cinler meleklerden çalınan bilgileri getiriyor. Sen bunları okuyorsun, peygamber falan değilsin” diye itiraz edip, vahiy aleyhine çok daha olumsuz tavır içine girebilirdi. Allah bunun gibi itirazlar olmasın diye ilk inen surelerde Cebrail yerine “O” der. Necm suresini Miraca uyarlamaya çalışanlar “O” ile kast edilenin ya Allah ya da peygamberimiz olduğunu parantez içlerine yazarak kendi kurgularını ayetlere söyletmişler. Necm suresini bir bütün olarak okuyunca Cebrail’in ilk vahyi getirdiğini görmemek için kör olmak lazım. İlk ayetlere dikkat edersen Allah Mekke müşriklerine peygamberimizin anlattığı ayetlerin kendi kurgusu olmadığı, bunların vahiy olduğuna vurgu yaparak nasıl vahiy aldığını anlatmış. İlk inen surelerde Cebrail ve melek ismi kullanılmadığı için anlayalım diye Cebrail parantez içlerinde yazılmış.

Necm
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

1. Aşağı kayan yıldıza yemin olsun!

2. Arkadaşınız (doğru yoldan) sapmadı ve azıtmadı (doğru yoldan çıkmadı) da!

3. Arzusuna göre konuşmuyor/nutuk atmıyor (ayet) söylemiyor.

4. O, vahyolunan bir vahiydir (Kur’an’dır) ancak.

5. Üstün güç sahibi (Melek/Cebrail) onu öğretti.

6. Akıl, güzellik vegüç verilmiş olan! Hemen (kendi suretinde/melek şeklinde) doğrulup dikildi,

7. en yüksek ufukta idi.

8. Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.

9. (Peygamber’e) iki yay aralığı kadar mesafede idi, hatta daha da yakın.

10. Böylece (Allah), kuluna (Kur’an’dan) vahyettiğini (Cebrail ile) vahyetti.

11. (Hz. Muhammed’in) gözüyle gördüğünü gönlü yalanlamadı.

12. Şimdi siz onun gördüğünü tartışıyor musunuz?

Acaba ben ve benim gibi düşünenler de bir kurgu mu yapıyor? Üstteki ayetlerde Cebrail’in en yüksek ufuktan aşağı sarkması yeryüzüne gelmesi demek değil midir? Bunu anlamak için surenin devamındaki ayetleri okumak gerekiyor.

Necm
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

12. Şimdi siz onun gördüğünü tartışıyor musunuz?

13. Ant olsun onu başka bir inişinde daha görmüştü;

14. Sidretül Münteha’nın yanında,

15. Cennetül Meva/barınma bahçesi de onun yanındadır.

16. Hani bürüdüğü şeyler Sidre’yi bürüyordu.

17. Göz ne kaydı, ne de sınırı aştı.

18. Ant olsun ki o, Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını gördü.

Koyu belirttiğim ayet, "Ant olsun onu başka bir inişinde daha görmüştü;"" peygamberimizin Cebrail’i bir başka inişinde daha gördüğünü söylüyor. Buraya çok dikkat et. Necm suresinin Mirac’ın delili olduğunu söyleyenler bu ayetleri görmezden geliyor. Necm suresinin ayetlerinde baştan sona Cebrail yeryüzüne iniyor. Mirac hadisinde ise Cebrail ve peygamberimiz yedinci kat semaya çıkıyorlar. Tutarsızlık buradan başlıyor. Niye bunları görmek istemiyorlar? Çünkü kendi kurgularını değil de bu ayetlerin ne anlattığını delil alırlarsa Allah'la peygamberimizin kabe kavseyn iki yay gibi karşılıklı görüştüğünü söyleyemezler. Necm suresinde anlatılanlar yeryüzünde oluyor, yedinci kat semada değil. Dolayısıyla peygamberimiz Allah'la iki yay gibi karşılıklı durarak görüşmemiştir.

Necm Suresindeki Sidretül Münteha ve Cennetül Meva Nedir?

Necm Suresini Miraca delil yapmaları ayetlerdeki "Sidretül Münteha" "Cennetül Meva“ cennet” ifadelerinden. Ayette "cennet" geçtiği için bu sureyi Mirac’ın delili yapıyorlar. Bu ayetleri Mirac hadisindeki "Sidretül Münteha" anlatımına bağlıyorlar. Hadiste şöyle geçiyor;

Sonra Sidretül Münteha’ya çıkarıldım. Bunun meyveleri (Yemen’in) Hecer testileri gibi iri idi, yaprakları da fil kulakları gibiydi. Cebrâîl bana “İşte bu, Sidretül Münteha’dır! dedi.” Burada dört nehir vardı: İkisi bâtınî nehir, ikisi zâhirî nehir. Bunlar nedir, ey Cibrîl? diye sordum. Cebrâîl “Şu iki bâtınî nehir, cennetin iki nehridir. Zâhirî olanların biri Nil, diğeri de Fırat’tır!” dedi...” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Enbiyâ, 22, 43; Menâkıbu’l-Ensâr, 42; Müslim, Îman, 264; Tirmizî, Tefsîr 94, Deavât 58; Nesâî, Salât, 1; Ahmed, V, 418)

Bu metinde ağaç tasviri var. Meyveleri iri, yaprakları fil kulağı gibi. Bunu aklında tut. Sidretül Münteha ne demek bunu anlayınca aslında Necm suresinde çok başka bir şey anlatıldığını göreceksin. Üstteki ayetlerde Allah peygamberimizin Cebrai’i Sidretül Münteha’nın yanında gördüğünü, onun da yanında Cennetül Meva olduğunu söylüyor. Sidretül Münteha, Sidre bir ağaçtır. Müntehâ da nihayi, son demek. İkisi beraber, en uçtaki ağaç, son ağaç, en sonuncu sidra ağacının yanında, sonuncu sidre ağacı demektir. Cennetül Meva ise barınma bahçesi, oturulacak bahçe demektir. Surede peygamberimiz Cebrail’i “Ant olsun onu başka bir inişinde daha görmüştü” derken nerede gördüğünü anlatıyor; Sidretül Münteha’nın yanında, Cennetül Meva/barınma bahçesi de onun yanındadır. Peygamberimiz Cebrail’i bir bahçenin sınırındaki son sidre ağacının orada görmüş. Ayetlerin devamı şöyle; Hani bürüdüğü şeyler Sidre’yi bürüyordu. Sidre ağaç demekse “bürüdüğü şeyler Sidre’yi bürüyordu” ne demek olur? Diğer meallerde şöyle tercüme edilmiş; O sırada ağacı yaman bir şey bürümüştü, kaplayan o şey sidreyi çepeçevre kuşattığında ... Sidre ağacını bir şey bürümüş, kaplamış, (peygamberimiz bunu görmüş, ayetler söyle devam ediyor) Göz ne kaydı, ne de sınırı aştı. Ant olsun ki o, Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını gördü.

Bütün bunları birleştirdiğimizde Mekke’nin sıcağını da göz önünde tutarsak, peygamberimiz gelen geçen insanların soluklandığı, Sidre ağaçlarından oluşan bir bahçeden geçerken ya da orada bulunurken, bahçenin son ağacın yanında Cebrail’i ve ağaçta da bir şeylerin yansımasını, silüetini belki de tahmin edemeyeceğimiz başka şeylerin görüntüsünü görmüş. Allah 17-18. ayetlerde ağaçta gösterdiklerinden dolayı, göz ne kaydı, ne de sınırı aştı. Ant olsun ki o, Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını gördü diyor. Çoğul ifade var; büyük ayetlerinden bazıları ve peygamberimizin gözünün kaymadığını sınırı da aşmadığını söylüyor. Belki de Allah peygamberimize sidre ağacında cennetin bir yansımasını göstermiş, peygamberimiz de heyecanlanmadan, panik yapmadan, daha fazla görmeye çabalamadan sakince buna şahit olmuştur.

Hadis denen metinlerde de Sidretü’l-Müntehâ için ağaç tasviri yapılıyor. Aklında tut demem bu yüzdendi. Geleneğin bilinçaltında Sidretü’l-Müntehâ’nın ahirette gidilecek cennet algısı olduğu için ayetteki kelimelerin üzerine düşünmemişler. Çok az bir grup böyle düşünmüş. Ben bir kurgu yapmadım. Ayetteki kelimelerin anlamı üzerinden gittiğimizde gördüğümüz budur. Necm suresindeki iki bloğu bu gözle bir daha okursan, Cebrail’in yeryüzüne iki defa indiğini, ilk inişte vahyi getirdiği, ikinci inişinde yazmaya çalıştığım tecrübeyi anlattığını görebilirsin. Sonuçta Necm suresinde Cebrail yeryüzüne iniyor. Bu tartışmasız bir gerçek. Peygamberimiz ayette geçen Sidretül Münteha ve Cennetül Meva mekanını yeryüzünde görüyor. Geleneğin dediği gibi peygamberimiz ahirette gidilecek cennete gitmiyor.

Mescidi Aksa Nerede?

Klasik İsra-Miraç anlatısında İsra birinci ayette peygamberimizin gece yolculuğu yaptığı mescidin Kudüs'te ki Mescidi Aksa olduğunu söylüyorlar ama bu doğru değil. Bu isim benzerliğidir. Kudüs'te Süleyman peygamberin yaptırdığı bir mabet vardı ama bu yıkıldı. Müslümanlar Hz Ömer'in Kudüs'ü fethettiğini çok iyi biliyor. Düşünmedikleri şey; İddia edildiği gibi peygamberimiz Kudüs'te ki mescitten Miraca yükseldiyse, Hz Ömer Kudüs'ü fethedince neden Hacer-i Muallak taşını ve mescidi derleyip toparlamadı? İslam tarihinde Hz Ömer'in Kudüs'ü fethettikten sonra "burası peygamberimizin Mirac'a çıktığı yerdir" dediği bir rivayet var mı? Yok. Çünkü eğer peygamberimiz Kudüs'teki mescid'ten Mirac'a çıksaydı Hz Ömer bunu bilir, çıktığı yeri arar bulur koruma altına alırdı. Demek ki Mescidi Aksa Kudüs'teki mescit değil. Mikail Bayram ve Mehmet Azimli hocanın makalelerini göstereceğim. Olay asında Cirane’deki adı Mescid-i Aksa olan mescidin adının Abdulmelik b. Mervan tarafından Kudüs’te yaptığı yeni mescide verilmesidir. Alttaki makaleleri okursan bunun sebebini, tarihini görebilirsin. İki makale gösteriyorum ki bu konunun araştırıldığı ve hep aynı sonuçların bulunduğu görülsün diye. Gerçek ortada, tarihçiler de yazmış ama bir türlü kimse görmek istemiyor.

Mescidi-Aksa-Nerededir-Mikail-Bayram.pdf

Mescidi-Aksa-Nerededir-Mehmet-Azimli.pdf

Necm Suresi İsra Yürüyüşünün Delili Midir?

İsra birinci ayetinde Allah İsra olayını neden yaşattığını söylüyor; bu, ona bir kısım âyetlerimizi göstermek içindir diyor. Necm suresinin on sekizinci ayeti de şöyle ant olsun ki o, Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını gördü. İsra’da “ayetleri göstermek için” Necm’de de “ayetleri gördü” ifadelerinin birbirini tamamlaması tesadüf olması pek mümkün değil. Bu ifadeler Mirac’ın değil ama İsra olayının delilidir. Bir önceki başlıkta İsra yürüyüşünün Cirane vadisinde yapıldığını, el Mescidül Aksa'nın Cirane vadisindeki bir mescid olduğunu gösterdim. Bu mescidin Kâbe’ye 8 km uzaklıkta olduğu biliniyor. Necm suresinin inişi beşinci yıldadır ve peygamberimizin ilk kez açıktan okuduğu suredir. Bu sureyi okurken şeytanın vahye karışıp, peygamberimize müşriklerin putlarını övdürdüğünü iddia ettiler. Buna Garanik Olayı deniyor. Bu olayın tarihi Habeşistan'a hicretin öncesine denk geliyor. Malum Müslümanlar Mekke'de işkence görüyordu, peygamberimiz bir grup Müslümanın Habeşistan'a gitmesini istemişti. Habeşistan'a hicret beşinci yılda oldu. Bu tarihten kimsenin şüphesi yok. Habeşistan'a hicret, Garanik olayı beşinci yılda ise Necm suresi de bu olayların olduğu zamanda inmiş demektir. Bu dönemde Müslümanlar baskı altındaydı. Şehir merkezinden uzakta mescitler inşa etmişlerdi. Zaman zaman bu mescitlere gider rahat ibadet ederlerdi. Bunların en uzağı Cirane vadisindeki el Mescidül Aksa idi. Elif lamlı ifade, en uzak mescid demek. Bu durumda İsra birinci ayette anlatılan, bir kısım ayetlerini göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketli kıldığı Mescid-i Aksâ’ya yapılan yürüyüş Cirane vadisindeki Mescide olması gayet makul. Necm suresinde anlatılan ant olsun onu başka bir inişinde daha görmüştü; Sidretü’l Müntehâ’nın yanında, Cennet’ül-Mevâ / barınma bahçesi de onun yanındadır ayetlerinde Cebrail’in ikinci kez yeryüzüne gelişi ve sidre ağacında peygamberimize olağan üstü görüntüler göstermesi Cirane vadisinde gerçekleşmiştir. Allah bir gece peygamberimizin içine bir his doğurarak olabilir, evinden çıkarmış Cirane vadisindeki mescide götürmüş. Peygamberimiz mescide vardığında o çevredeki Sidre ağaçlarından oluşan bir bahçede Cebrail’i görmüş. Allah Cebrail’le peygamberimizi Cirane vadisinde buluşurmuş diyebiliriz. Bu durumda Necm suresi Miracın değil İsra yürüyüşünün delilidir. Bu yazdıklarıma başka bir delil de İsra 60. ayettir. Allah peygamberimize gösterdiği “görüntünün” insanları imtihan etmek için olduğunu söylüyor. Ayet şöyle; Hani sana, “Rabbin, insanları kuşatmıştır” demiştik. Sana gösterdiğimiz görüntüyü ve Kur'ân'da lanetlenen ağacı sadece insanları sınamak için meydana getirdik. Biz onları korkutuyoruz da, bu onlara büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamıyor. (17:İsra 60) Gelenek bu ayette bahsedilen görüntünün Mirac’ta olduğunu iddia ediyor ama yazdıklarımı bir bütün olarak değerlendirirsen bu görüntünün Mirac’ta değil Necm suresinde anlatılan Cebrail’in Sidre ağacında gösterdiği görüntü olduğunu anlayabilirsin. Ebubekire sıddık unvanı kazandıran Mirac değil İsra yürüyüşü sonucu Sidre ağacında gösterilen görüntüdür. Bu imtihanı ilk geçen Ebubekir’dir. Müminler peygamberimize inandığı için peygamberimizin anlattığı bu tecrübeye de inanmalarında sıkıntı olmamış.

Miraç Zerdüştlük'ten Alınma Bir Hikayedir

Zerdüştlükte tıpkı Miraç hadisinde olduğu gibi Ardaviraf isimli bir gencin tanrı Ahura Mazda'nın yanına yükseldiğini anlatan bir hikaye var. Hicreten 400 sene önce yazılmış bu hikaye bizim Mirac diye bildiğimiz yolculukla aynı. Bunu ayrı bir sayfada ele aldım. Bu sayfada Mirac hadisiyle Ardavirafname'yi kıyaslayıp bize nasıl bir gol atıldığını görebilirsin. Mirac ve Zerdüştlük'teki Ardavirafname Benzerliği