Evrim Teorisine İnanmak Sapıklıkta Direnmektir Evrim teorisi nedir? Evrimin olmadığının delilleri nelerdir? Evrim teorisinin akıl almaz açıklamaları. Arboreal ve Cursorial teorsi nedir? Archaeopteryx fosili nedir? Archaeopteryx fosilinin sahte çıkması - Evrimi çürüten fosil

☰ Menü

Evrim Teorisine İnanmak Sapıklıkta Direnmektir

Bu bölüme bu ismi İbrahim suresi 4. ayetten dolayı verdim. Evrim teorisinin yaşamın başlangıcına dair getirdiği "tesadüf" üzerine bina edilmiş açıklamaları okuyup da hala evrim teorisini savunmak alttaki ayetin "sapıklıkta direnme" kısmını oluşturur yani bunu savunanlar Allah'tan uzakta yaşamış olur, fikirleriyle baş başa kalır.

İbrahim
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

4. BİZ HER RASÛLÜ/ELÇİYİ, mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara iyice açıklasın. Bundan sonra Allah; Sapıklıkta direnen kimseyi sapıklığında bırakır, Hidayet için çalışan kimseyi de doğru yola iletir. O güçlüdür, doğru hüküm/karar verendir.

Mahlon B. Hoagland yazdığı hayatın kökleri kitabından evrimin nasıl başlayıp geliştiğinin aşamalarını anlattığı yerden bir bölüm alacağım ve ardından bazı videolar izleteceğim. Evrimciler dinozorların kuşlara dönüştüğünü iddia ediyorlar ve bunu iki teoriyle açıklıyorlar, Arboreal ve Cursorial teori. Bu teorilerin en önemli kanıtı olan Archaeopteryx fosilinin sahte olduğundan bahsedeceğim, kaynaklar göstereceğim. Biri dinozorların kuşlara dönüştüğünü ispatlamak adına sahte bir fosil yapmış, İngiltere ve Almanya’da ki müzeler bu fosilleri satın almış ama gel gör ki yıllar sonra sahte oldukları ortaya çıkmış. Evrimin neden saçma bir teori olduğunu anlayabilmek için Hoagland’ın kitabından buraya aldığım bölümü eğer okuduysan da bir daha okumanı tavsiye ederim. Bu bölümün sonunda evrim teorisi neden sapıklıkta direnmektir iddiamı anlayacağını umuyorum. Başlamadan şunu söyleyeyim şempanze ile insanın gen dizilimi yüzde doksan küsürlerle benzer olması insanın şempanzeyle ortak atası olduğunu göstermez. Biraz ileride evrimi savunan akademisyenlerden üniversite öğrencilerine kadar geniş bir kitlenin bir türün başka bir türe dönüştüğüne dair bir tane bile örnek veremedikleri bir video var. Bir türün başka bir türe dönüştüğünün örneği yok, dinozorların kuşlara dönüştüğü iddiası yalan çıkmış velhâsılı kelam evrim teorisini savunan çok ama ispatlayabilen yok daha doğrusu bir örneğini gösterebilen yok sadece varsayım üzerine konuşuyorlar. Yaratılış konusuna girmeden evrimin neden olamayacağını görmen gerek. Evrim yoksa o zaman yaratılış var demektir yani bir Planlayan. Bir Planlayan varsa o zaman bu dünyanın da bir amacı var demektir.

Mahlon B. Hoagland'ın "Hayatın Kökleri" Kitabı Hücrenin Oluşuma Aşamaları

1- Önce DNA nükleotidleri ve proteinlerin amino asitleri oluşmalıdır. Bildiğimiz gibi, bu halkalar ufak moleküllerdir. Bunlar, karbon, hidrojen, oksijen, nitrojen ve fosfor elemanlarının kimyasal olarak bağlanıp düzenlenmeleriyle oluşurlar.

2 - Basit Moleküllerin Doğuşu

Öyleyse işte senaryomuz: Deniz suyunda erimiş karbon, hidrojen, oksijen, nitrojen ve fosfor içeren basit bileşikler, ultraviyole ışınları ve şimşeklerle sürekli bombardıman ediliyorlar. Bu arada bir kısmı kalıcı ve dengede olan, değişik kombinasyonlara da zorlanıyorlar. İşlem yüz milyonlarca yıl boyunca sürerken, deniz, elemanlarının değişik kombinasyonları yönünden giderek zenginleşiyor. Yeni moleküller, bu arada nükleotidler ve amino asitler birikiyor. Sonunda, denizin son derece bol ve bütün yeni molekül çeşitlerini içeren koyu bir çorbaya dönüştüğü bir zaman geliyor.

Zamanın Önemi

Sözkonusu süreçte zamanın önemini kavramak için biraz duralım. Zaman ne kadar uzun olursa birşeylerin olması da o kadar olasıdır. Kimyasal reaksiyonlar için de bu doğrudur. Zaman sınırlaması olmazsa, yeterince uzun süre beklenirse en olanaksız reaksiyonlar gerçekleşebilir. Eğer bu reaksiyonların ürettikleri bileşikler kalıcı (dengeli) iseler, deniz suyunun nispeten değişmez maddeleri haline geleceklerdir.

Bir Hücreye Doğru

Bu noktadan sonra, hücreyi daha çok tanımak için beş önemli adıma daha göz atabiliriz.

1. Enzimlerin ortaya çıkması: Enzimler, hücre içindeki bütün kimyasal reaksounları hızlandıracak özel protein molekülleridir. Bugün canlı hücre; her biri kendi özel işini yapan, besin maddelerini parçalayan, besinden enerji üreten, basit moleküllerden zincir yapımını kolaylaştıran ve sayısız başka işler yapan binlerce enzim içerir. Olayların denizdeki başlangıç çağlarında yavaş gelişimleri, ancak enzimlerle hızlandırılabilirdi. İlk enzimler, rastlantısal olarak birbirine eklenmiş kısa amino asit zincirleri olsa gerek. Tekrar tekrar "deneme-yanılmayla" bu kombinasyonların bazıları; birtakım reaksiyonları hızlandırabilecek, yalnız kendilerine has bir yeteneği elde etmiş olmalılar.

2. DNA'nın çift kat oluşu: Okyanuslar boyunca DNA zincirinin rasgele eklenen nükleotidlerle yavaş yavaş uzamasını gözünüzün önüne getirmeye çalıştığınızda bazı anlamlı diziler oluşacaktır. Burada "anlamlı", birkaç yeni ilkel proteini yapmak için gereken bilgiyi içermek olarak kullanılmıştır. Bunlardan bazıları, yararlı enzimler veya önemli strüktürlerin parçaları olacaklardır. Bu narin DNA molekülleri ne kadar uzun olurlarsa, kopma tehlikesi de o kadar büyüktür. Bir korunma yolunun rastlantı olarak belirmesi ve onları dengeye ulaştırması iyi olacaktır. Basit bir çift kat halinde birleşme bunu sağladı. Birbirine sarılmış ipliklerin zarar görmesi, ayrı ayrı tek başlarına oldukları zamandan daha az olasıydı. Dahası, çift kat olmak, DNA'nın üremesi için gereklidir.

3. DNA'nın çoğalması: Bu, çift sarmal DNA zincirindeki her ipliğin, kendisinin tıpatıp bir kopyasını yapması, sonuçta ikinci bir çift sarmalın oluşması demektir. Son derece basit ve zarif olan bu işlem, bir halatın çözülüp ayrılışı gibi iki zincirin birbirinden ayrılmasıyla başlar. Yeni nükleotidler, eski zincirlerin herbiri boyunca düzenli bir şekilde sıralanırlar ve sonra birbirine eklenirler. Nükleotidlerin her yeni zincirdeki dizilişleri, şaşmaz bir biçimde eski zincirdeki nükleotidlerin dizilişiyle belirlenir. Bunun nedeni; bağlanmak üzere gelen yeni nükleotidlerin, yalnızca eski zincir üzerinde kendilerine karşılık gelen türden nükleotid ile ikili oluşturabilmelidir.

Bu iş bitince, herbiri, bir eski bir yeni zincirden oluşmuş çift katlı iki zincir ortaya çıkmış olur. Bir çift katlı zincir, diğer çift katlı zincirin her yönüyle aynıdır. (Hücre içinde bu iş tamamlandığında, hücre ikiye bölünmeye hazırdır. Bölünmeden sonra iki yeni hücrenin herbirinde birbirinin eşi birer çift DNA zinciri olacaktır.)

4. Temel maddelerin paketlenmesi: Hücre genetiği içinde kritik bir olay, önemli moleküllerin çevrelerinin bir sargı veya zarfla çevrelenmesidir. Bu; hem DNA'nın, hem proteinlerin, hem de diğer önemli moleküllerin korunmasına yarar. Onları birlikte daha etkin çalışabilsinler diye birbirlerine yaklaştırır. Proteinler ve yağlar "zar" denilen hücre sargısının en önemli elemanlarıdır. Yağlar, hücrenin çevresinden yalıtımım, yani su geçirmezlik niteliğini sağlarlar.

5. Hücrenin ikiye bölünmesi: Molekülleri bir "zarla" sararsak, hücreye çok benzer bir şey elde ederiz. Ama hücre bölünemiyorsa hiçbir işe yaramaz. Gerekli olanlar şunlardır: Yeni bir hücre yapabilmek için bölünebilen bilgi, önemli hücre işlevlerini yerine getirecek enzimler ve bunların hepsinin bir zar içinde toplanıp korunması. Bu paketin bölünmesi, çok karışık bir işlemde bütün bileşenlerin işbirliğini gerektirir ki, bunun nasıl gerçekleşebildiğini, bugün bile anlamış değiliz. Ama bölünebilen hücreler bir kez ortaya çıkınca, günümüze kadar gelen yol açılmış oldu.

Enerjinin İşe Katılması

Enerjinin, yaşamın başlaması için gerekli olduğunu belirtmiştik. Şimşeğin çakışı, bir ultraviyole patlaması, moleküllerin zincir moleküller oluşturmak üzere birbirine bağlanmasına neden olabilir. Bu zincirlenme ve yaşama işleminin temeli ve varlığı için çok önemlidir ve her zaman da önemliydi.

Hoagland kitapta fotosentezi anlattıktan sonra şöyle yazmış;

Enzimler Olmadan Hiç Bir Şey Olmaz

Bütün bu anlattıklarımız, enzimlerin yardımı olmasaydı olmazdı. Enzimler, herşeyi hücrenin amaçlarını sağlayacak oranlarda ayarlayan protein molekülleridir. İşlevleri AMP-PP ve zincir halkalarını, olmaları gereken doğru biçimlerde tutarak yanyana olmalarını gözetmektir.

İşleme katkıda bulunacakların birbirleriyle doğru ilişkide olmaları sağlandıktan sonra, geri kalan olaylar kolayca gelişir. Enzimler olmasa, olayların kahramanlarının yanyana gelmeleri raslantıya kalacak, böylece bilinmeyen uzunlukta bir zaman alacaktı.

Mahlon B. Hoagland'ı Tutarsızlığı

Enzimler olmadan hiçbir şey olmaz diyor üstte birinci maddeye bakarsan "İlk enzimler, rastlantısal olarak birbirine eklenmiş kısa amino asit zincirleri olsa gerek. Tekrar tekrar "deneme-yanılmayla" bu kombinasyonların bazıları; birtakım reaksiyonları hızlandırabilecek, yalnız kendilerine has bir yeteneği elde etmiş olmalılar" demiş. Enzimim olmadan hiçbir şey olmuyor ama enzimlerin ortaya çıkışını rastlantısal olarak deneme yanılma olarak ifade ediyor. Michael Pitman’ın enzimler üzerine yaptığı olasılık hesebına bir bakmak gerek. Bu insanlar evrimcilerin hayatın "tesadüf" üzere başlamasını savunmalarından duydukları rahatsızlık üzere bu hesapları yapıyor.

Michael Pitman’ın enzimler üzerine yaptığı olasılık hesabı

“Bilindiği üzere evrende 10 80 kadar atom var ve Big Bang'in patlamasından bu yana 10 17 saniye geçti. Yaşamın devam edebilmesi için de 2000 tane temel enzime ihtiyaç var. Bu enzimlerden bir tanesinin bile tesadüfen oluşması için 10 20 den daha fazla bir olasılık gerekir. Bütün hepsinin tesadüfen oluşması için ise 10 40.000 ihtimal de bir ihtimal oluşmalıdır. Böyle bir ihtimalin oluşması için bütün evrenin organik bir çorba olduğunu düşünsek dahi bu imkansızdır.“ (Michael Pitman, Adam and Evolution, 1984, s. 148)

Hoagland hücrenin böyle oluştuğunu yazdıktan sonra dünyada ki yaşamın çeşitliliğini anlatmaya gelince bunu mutasyon olarak anlatıyor. Buraya kadar yazılanlar sadece Hoagland’ın görüşü değil, bu evrim teorisi. Mutasyonlar şöyle oluyormuş;

"Hayatın Kökleri" Kitabı - Mutasyonlar

Mutasyon, DNA içindeki dört tür nükleotid halkasından bir veya daha fazlasında değişmedir. Bir tek halkada bile değişiklik, hatırlayacağınız gibi DNA mesajında bir harfin değişmesi demektir. DNA'dan kopya alan mesajcı RNA değişikliği içerecektir ve protein yapmakta olan makine tarafından farklı okunacaktır. Ortaya değişmiş bir protein çıkacak ve amino asit zincirinde bir halka farklı olacak, sonuç olarak da proteinin işlevi değişecektir.

Mutasyonlar tümüyle rastlantısal olaylardır. Kesinlikle DNA'nın hangi halkasına çarpacağını bilmenin olanağı yoktur. Biz dahil herhangi bir canlı yaratığın DNA'sının herhangi bir nükleotidinde her an mutasyon görülebilir. (Buna karşılık bazı ilginç titizlikte davranan enzimler de DNA'yi sürekli gözler ve bir değişiklik bulurlarsa onarırlar. Ama herşeyi de yakalayamazlar.)

Mutasyon Beden Hücrelerini ve Cinsel Hücrelerini Farklı Şekilde Etkiler

Bütün beden hücrelerimiz, DNA'yı oluşturan, annemizden ve babamızdan aldığımız iki birbirini tamamlayıcı bölüm içerirler. Ana babanın çocuk yapabilmeleri için, DNA'larını, yalnızca birleşmeye elverişli olan tek hücrelere yerleştirmeleri gerekir; bu, karşı cinsin bir hücresiyle çiftleşip böylece DNA'larını paylaşmak içindir. Bu özel hücreler, erkeğin testislerinde yapılan spermlerle kadının yumurtalıklarında yapılan yumurtalardır.

Bedenimizin hücrelerinden birinde DNA'da bir mutasyon oluştuğu zaman çoğunlukla bunun hiç farkına varmayız. Bedenimizdeki milyarlarca hücreden birinin bozulmasını hissetmek çok zordur. Bir tek önemli istisna var: Hücrenin kanser olmasına neden olan mutasyon. Bu değişmeyi bundan sonraki bölümde inceleyeceğiz. Oysa yeni bireyleri yapmak için kullanılan sperm ve yumurtaları üreten testis ve yumurtalıklar içindeki hücrelerde mutasyon olduğu zaman durum oldukça değişiktir. Çünkü eğer yumurta veya sperm mutasyon içeriyorsa, bu mutasyon doğal olarak döllenmiş yumurtaya geçecektir. Döllenmiş yumurta bölündüğünde de mutasyon bütün yeni hücrelere kopye edilecektir. Böylece sonuçta ortaya çıkan yetişkinin bedeninin her bir hücresinde mutasyonun bir kopyesi bulunacaktır. Ve bu yetişkinin testis veya yumurtalıklarında oluşan, sperm veya yumurta, her seks hücresi de bu mutasyonu taşıyacaktır.

Buna göre, evrimde önemli olacak mutasyon bir organizmanın cinsel hücrelerinde olup kalıtımla geçirilebilen mutasyon çeşididir.

"İyi" Mutasyonlar ve "Kötü" Mutasyonlar

Mutasyonlar enderdir ama yine de evrimsel değişmenin temel araçları olmuşlardır. Bir organizmanın proteinlerinde, çevreye uyum sağlamasında avantajlı değişmelere yol açabilirler. Bu anlamda mutasyonlar yararımızadırlar. Ve bu işlemin böylece sürdüğünü, başka bir deyişle, biz dahil bugün yaşayan bütün canlı varlıkların bedenlerinin işlevini daha iyi görebilmesi için DNA'nın daha iyi proteinler yapacak şekilde sürekli olarak değiştiğini düşünmemek için hiçbir nedenimiz yok. Kuşkusuz yararlı mutasyonların ortaya çıkması kolay değildir. DNA'da proteinin içindeki amino asidi değiştirip proteinin daha iyi çalışmasını sağlayacak bir mutasyonu fark etmemiz pek olası değil. Kısacası ufak ilerlemeleri ölçecek kolay bir yöntemimiz yok.

Ama mutasyonların çoğuna bakılırsa, en azından bizim izleyebildiklerimiz zararlıdır. Yararlı mutasyonların tersine kötü sonuçlar doğuran mutasyonları saptamak kolaydır; çünkü bir bozukluk, zayıflık, hastalık olarak açığa çıkarlar. Hemen hemen hergün insanlarda mutasyonların neden olduğu yeni hastalıklar öğreniyoruz. Herbiri çok ender olan bu hastalık türlerinin sayısı epeyce fazla. Her olayda da, bir sonraki kuşağa sperm veya yumurta olarak, geçirilen cinsel hücrelerdeki DNA'nın mutasyonu yatıyor. İkinci kuşakta bedeninin bütün hücrelerinde mutasyonun bir kopyesi var. Çok incelenmiş bir örnek, orak gözeli kansızlık (sickle celle anemia: kalıtımla geçen çoğunlukla zencilerde görülen kronik kansızlık); bu hastalıkla kandaki alyuvarlar orak biçimini alıyorlar. Burada DNA'daki mutasyon hemoglobin denilen, protein hücrelerini belirleyen gende görülür. Bunlar, ciğerlerimizden bedenimizin hücrelerine oksijen taşıyan kanımızdaki alyuvar hücrelerinin proteinleridir. DNA'daki mutasyon, mesajcı RNA'da değişme olarak kopye edilince, kırmızı kan hücrelerinin bozuk hemoglobin molekülleri yapmalarına neden olur. Her zincirin içinde yalnızca bir amino asidin değiştiği moleküller yapılır böylece. Bu tek değişme hemoglobin moleküllerinin biçimlerinin değişmesine yol açar. Biçimi bozuk moleküller kan hücrelerinin zarını gererler, böylece hücrenin kendisinin biçimi de bazan orağı andıracak şekilde bozulur. Yamulmuş kan hücreleri patlarlar, damarlara yapışarak ciddi bir hastalığa neden olabilirler.

Mutasyonların çoğunun zararlı oluşu şaşırtıcı olabilir. Buna bir de şu yönden bakalım. Bugün canlı organizmalarda birikmiş bilgi (üç milyar yıllık evrimin birikmiş sonucu) bütün dünya şairlerinin şiirlerinin toplamından daha çok işlenmiş, daha incedir. Bir harfte, bir kelimede, bir deyimde raslantıya bağlı değişmenin parçayı daha iyi yapması uzak bir olasılık; böyle rastlantısal bir çarpmanın zararlı olması daha akla yakın. Birçok biyo, nükleer silahların, nükleer reaktörlerin ve endüstride üretilen mutasyona neden olabilecek türden kimyasal maddelerin artmasından, bu nedenle korkmaktadırlar. Dünyadaki DNA stoku ölçülemeyecek kadar değerlidir. Evrim hiçbir zaman tekrarlanmayacağı için de yok olursa bir daha yerine konulamaz. Üç milyar yıllık evrimin eserine zarar vermek canavarca bir kötülük olur; dünyanın bütün sanatçılarının eserlerini yok etmekten çok daha büyük bir kötülük!

Altı çizili cümleler Hoagland’a ait.

Çok uzak geçmişte bir zamanda, iki hücrenin DNA'larının rastlantısal olarak bir araya gelmesinin gerçekleşmiş olması gerek. Sanırız, o eski çorbanın içindeki hücrelerin sık sık çarpışarak birbirine karışmak, birleşmek için yeterince uzun bir süre yapışık kaldıkları rastlantısal durumlar olabilirdi. Başka bir deyişle, birbirlerine değdikleri noktada iki hücrenin koruyucu zarlarının yırtılıp içindekilerin birbirine karışması mümkündü. Sonuçta ortaya çıkan daha büyük bir tek hücrenin davranışı, iki hücrenin de proteinleri tarafından belirlenecektir. Böylece iki hücrenin DNA'sı da bir tek hücrenin içine yerleşmiş olur.

Bundan sonrası üstte çarpışıp bir hücre olan bu hücredeki DNA’daki mutasyon sonucu hücre bölünmesiyle başka bir canlıya dönüşme senaryosu başlıyor. Mutasyonlar aslında zararlı ama konu evrim olunca son derece faydalı oluyor, neden?

Bir örnek vereceğim, bu herkesin hayatın kökenini araştırdığına da bir örnek, heavy metal grubu Korn şöyle demiş.

Evrimci Bilim Adamları İnsanları Yanıltıyor

Evrimi savunan insanlara kanıtları düzgün göstermek gerekiyor, hele yabancı insanlara nereye bakacakları konusunda yardım edilmeli. Benim inancım şudur ki hiç kimse Hoagland’ın kitabını okuyup da evrime inanamaz. Evrim teorisini anlatanlar yaşamın nasıl başladığını değil insanın hangi primattan evrimleştiğini, Darwin’in Galapagos adalarında gözlemlediği kuşları vb anlatıyorlar. Hoagland’ın tamamiyle “raslantı” üzerine kurduğu yaşamın başlangıcı senaryosunu tartışma programlarında anlatsalar herkes bu raslantı, tesadüf kelimelerinden rahatsız olur. “Bunun başka bir açıklaması yok mu” derler. Böyle olduğu için zaten Richard Dawkins katıldığı programlarda “yaşam tesadüfen başladı” söylemi yerine “nasıl başladığını bilmiyoruz ama üzerinde çalışıyoruz” diyor. Evrime inandığını söyleyen kişilerin, grupların görüşlerini paylaşmak insanların sadece kendilerini yalnız hissetmemesini sağlar. Ne kadar çok insan evrimi doğru bulduğunu söylerse söylesin bunlar “tesadüfî” başlangıcı kabul edilir kılmıyor.

Evrim teorisi her aşaması tesadüfle izah edilen öyle ki hücre zarı tesadüfle bile izah edilemiyor, “bir yerden gelmiş” başka açıklaması yok, bu hücre mutasyonlarla bu günkü canlıları oluşmasına neden olmuş diyorlar. İlk hücrenin rasgele oluşamayacağına dair evrimi savunan veya yaratılışı savunan insanların bazı görüşlerini paylaşmak istiyorum. Bu belgede bilim adamlarının evrim ile söylediklerinin tercümeleri var. Evrimi savunmanın neden sapıklıkta direnmek olduğunu gösteren bir belge bu.

Evrimcilerin İtirafları - İlk Hücre Çıkmazı.pdf

Evrimciler bu sürecin her aşamasının tesadüfî olduğunu anlatmıyor, genelde bugünkü insanı ele alıp geriye doğru gidip “şu kadar bin yıl önce şempanzeyle insan ortak bir atadan evrimleşti” diyerek açıklıyorlar. Başlangıctaki hücrenin her aşaması tesadüf diye izah ediliyor, böyle bilim olur mu? Bu tesadüfî aşamaları anlatmıyorlar ama insanla şempanze ortak ataya sahip diyorlar. Böyle tesadüfî aşamaları dile getirmeden “evrim şudur” deyince ateist gruplarda alttaki gibi açıklama yapıyorlar.

“Evrim teorisi yaşamanı başlangıcını açıklamak için ortaya atılmamıştır” diyor ya, Mahlon B. Hoagland üstte bölümler aldığım kitabı niye yazmış o zaman? Mahlon B. Hoagland basit bir blog yazarı da değil. Enerjinin hücre içinde nasıl kullanıldığını keşfetmiş. “Dünyanın güneş etrafında dönmesi evrenin başlangıcını açıklayamaz” ifadesi doğru bir ifade değil. Evrenin başlangıcı bugün ileri düzey fizik kitaplarında “creation of üniverse” diye geçmiştir, fizikçiler tanrının varlığını kabul etmişlerdir. Tabi big bang’in de tesadüf olduğunu söyleyenler yok değildir ama mesele açıklanmıştır. Dünyanın güneş etrafında dönüşü tıpkı diğer gök cisimlerinde olduğu gibi big bang’in sonucudur ve big bang ispatlanan, açıklanan bir başlangıctır ama evrimin yaşamın başlangıcını anlatması tamamen rastlantı üzerine kurulmuştur. Big bang’i ele aldığım bölümde fiziğin açıklamalarının ve kuran ayetlerinin birebir örtüştüğünü görebilirsin. Bu bilgiler gizli değil. İnsanlar neleri okuyacaklarını bilemiyor daha doğrusu görmek, bilmek istemiyorlar.

Amino Asitlerin Rastgele Dizilimle Protinleri Oluştumayacaklarının İspatı

Evrimin olabilirliğini düşündürmek için "uzun zamanda meydana gelen bir değişim "olarak tanımlanıyor. Milyonlarca yıldan bahsediyoruz. Yani konu dönüp dolaşıp bu kadar uzun zamanda rasgele mutasyonun olabileceğine geliyor. Ayrıca bu yapıların oluşması amino asitlerin doğru sıra ile dizilmesiyle oluşuyor. Basit bir örnek yapsak, bir torbamız var içinde 1 den 20 ye kadar sıralı toplar var. Bu torbadan rasgele üç top çekceğiz ve üçünün sıra ile 1, 2, 3 olma ihtimali nedir? Bu amino asitlerin rasgele doğru sıra ile dizilmelerine benziyor. Aradığımız cevap 1/10 x 1/9 x 1/8 = 1/720. 3 topun sırasıla 1, 2, 3 gelme olasılığı 1’i 720’ye böl, o dur. Bu sadece 3 topun ihtimali. Bu 10 top kaç farklı şekilde sıralanır bunu biliyor musun? Bu da 10!, 10’un yanındaki işaret faktoriyel demek yani 10 dan geriye bütün sayıları birbiriyle çarpacaksın demek, 10 x 9 x 8 x 7 x 6 x 5 x 4 x 3 x 2 x 1 = 3.628.800. 10 topu yan yana 3.628.800 farklı şekilde dizebilirsin demek. Hemoglobini ele alırsak, hemoglobin kanda solunum organından dokulara oksijen, dokulardan solunum organına ise karbondioksit ve proton taşıyan proteindir. Bunun açıklamasını Emre Dorman'ın "Modern Bilim - Tanrı Var" kitabının 100. sayfasından vereceğim.

Emre Dorman'ın Proteinlerin Rastgele Oluşma İhtimali Hesabı

Evrenin ve yaşamın kendiliğinden oluşmasının ihtimaliyet hesapları açısından imkânsız olduğunu ortaya koyacak sayısız hesabın yapılması mümkündür. Canlıların en küçük yapı taşlarındaki oluşumlar bile insan aklının sınırlarını zorlamakta ve şans faktörü gibi durumlara kapıları kapamaktadır. Bilindiği gibi proteinler, amino asitlerin zincir halinde birbirlerine bağlanmasından oluşan büyük organik bileşiklerdir ve her canlı proteinlerden oluşmaktadır. Açlık halinde en son tüketilen ve canlılık için hayati bir özelliğe sahip bu organik bileşiklerin tesadüfler sonucu ortaya çıktıklarının iddia edilmesi imkân dışıdır. Bu durumu şu şekilde örneklemek mümkündür: Her canlı proteinlerden oluşur, proteinsiz bir canlı düşünülemez. En basit bakterilerde bile binlerce protein vardır. Biz tek bir proteini alıp, bu proteinin tesadüfen oluşmasının olasılığını incelersek, canlılardaki mikro dünyanın sırf bu unsurunun bile bilinçli tasarımı ispatlamaya yeterli olduğunu görürüz. Örnek olarak vücudumuzdaki proteinlerin en fazla bilinenlerinden biri olan hemoglobini ele alalım. Bilindiği gibi hemoglobin, kan hücrelerinde oksijen taşıma vazifesini görür. Bir insanda 60 octillion (60.000.000.000.000.000.000) civarında hemoglobin proteini bulunur. Hemoglobin 574 tane amino asidin arka arkaya gelmesi sonucunda oluşur. İnsan vücudunda 20 tane farklı amino asit kullanılır. Bu amino asitlerin her biri tam doğru yerde olmalıdır. Örneğin “orak hücre kansızlığı” denen öldürücü hastalık, hemoglobin proteininin sadece tek bir amino asidinin doğru yerde olmamasından kaynaklanmaktadır. Bir hemoglobin proteinin sırf amino asitlerinin belli bir dizilimde olmasının olasılığı şu şekilde gösterilebilir:

Bir amino asidin doğru yerde olma olasılığı: 1/20

İki amino asidin doğru yerde olma olasılığı: 1/20 x 1/20

Üç amino asidin doğru yerde olma olasılığı: 1/20 x 1/20 x 1/20

Üç amino asidin doğru yerde olma olasılığı: 1/20574

Yüzbinlerce canlı türünün sadece biri olan insanın, birçok yapıtaşından birini teşkil eden proteinin, birçok farklı tipinden biri olan hemoglobinin, tesadüfen oluşmasının imkânsızlığı görülmektedir. Ayrıca bu işlemde amino asitlerin oluşma olasılığı, bir proteindeki amino asitlerin sol-elli olmasının olasılığı, proteinin üç boyutlu katlanmasının olasılığı göz ardı edilip hiç hesaba katılmamıştır. (Emre Dorman Modern Bilim - Tanrı Var - Sayfa 100)

Matematikten anlayanlar 1/20574 sayısının ne demek olduğunu çok iyi bilirler, anlamıyorsan matematikten anlyan birine danışabilirsin. Yukarıda verdiğim örnekte 10 topu yan yana 3.628.800 farklı şekilde dizebilirsin. Hemoglobin için 574 aminoasit doğru sıra ile dizilmek zorunda. 10 top örneğini bunun için verdim. Bunun rasglele olma ihtimalini gördün. 574 amino asiti kaç farklı şekilde dizildiğini hesaplamak istersen 574! = 574 x 573 x 572 x 571 x 570 … diye gidiyor. Bunu hesaplamak için hesap makinasına yazamazsın bile. Sonuç şudur ki amino asitlerin rasgele dizilip proteinleri oluşturması imkansızdır. Bunun mümkün olduğunu "doğal seçilim" ile izah etmeye çalışmak doğaya tanrının dışında bir düzenleyici aramak demek. Kabaca doğal seçilim denilen şeyin amino asitleri doğru sıraya dizmesinin "tanrı" kavramından farkı yoktur. Bu durumda bize doğayı, canlıları tasarlayan Tanrı, evrimcilere göre "doğal seçilim" oluyor. İmkansız dizilimleri doğru sıralayan güce farklı isim vermiş oluyoruz. Amino asitler, enzimler, mutasyonlar hepsi rasgele oluyor. Bunlar bir birini takip eden adımlar, bu durumda bunların olasılıkları her adımı bir biriyle çarpmak gerekmektedir ki ortaya zaten imkansız olan şeylerin çarpımından yine imkansız sonucu çıkar. Üstteki hemoglobin proteininin 574 amino asidin yanyan doğru sırala ile sıralanmasına ilave enzimlerin rasgele oluştuğu iddiasını düşünürsen bu iki hesaplamayı bir biriyle çarpmak gerek. Hoagland’in kitabına not düştüğüm Micheal Pitman’ın enzimlerin rasgele oluşma ihtimalini de tekrar yazayım.

Micheal Pitman’ın Enzimlerin Rastgele Oluşma İhtimali Hesabı

enzimlerin rasgele oluşma ihtimali

Türkçesi

“Bilindiği üzere evrende 10 80 kadar atom var ve Big Bang'in patlamasından bu yana 10 17 saniye geçti. Yaşamın devam edebilmesi için de 2000 tane temel enzime ihtiyaç var. Bu enzimlerden bir tanesinin bile tesadüfen oluşması için 10 20 den daha fazla bir olasılık gerekir. Bütün hepsinin tesadüfen oluşması için ise 10 40.000 ihtimal de bir ihtimal oluşmalıdır. Böyle bir ihtimalin oluşması için bütün evrenin organik bir çorba olduğunu düşünsek dahi bu imkansızdır.“ (Michael Pitman, Adam and Evolution, 1984, s. 148)

Bu da Hoagland'ın kitabında enzimlerin nasıl oluştuğuna dair görüşü, İlk enzimler, rastlantısal olarak birbirine eklenmiş kısa amino asit zincirleri olsa gerek. Tekrar tekrar "deneme-yanılmayla" bu kombinasyonların bazıları; birtakım reaksiyonları hızlandırabilecek, yalnız kendilerine has bir yeteneği elde etmiş olmalılar.

Bunlar bilimsel gerçekler, bunun mümkün olmasını "doğal seçilime" bağlayarak mümkün göstermek matematiği anlamsız, değersiz yapmaktan başka bir şey değildir. Matematik hesaplarına, ispatlarına güvenemeyeceksek bilim çöker, hiç bir şeyi ispatlayamazsın.

Lester J. McCann Olasılık Hesabı

Bu hesap yukarıda anlatılan enzimlerin rasgele oluşma ve amino asitlerin rasgele dizilerek proteinleri oluşturmasının imkansızlığına artı bir delildir. Daha fazlasına http://evolutionfacts.com/Appendix/a10b.htm sitesinden bakabilirsin.

Türkçesi

Matematiksel olarak 10 üzeri 49’dan muhtemelen daha az olan herhangi bir şey tamamen olanaksızdır. Bu tür kuralların önemsenmesi sözkonusu olduğunda ultra tutucu bir grup olarak kazara ünlenen matematikçiler arasında bir olasılığın gerçekleşmesi oranı arkasında 49 sıfır bulunan bir sayının 10’da bir’inden daha az olduğuna dair genel bir düşünce birliği vardır. Bu sayının bir başka şekilde ifadesi şöyledir: bir sayının kendisi ile 10 kez çarpılmış halinin ortaya çıkan sonucunun 50 ile çarpılmasıdır. Yazacak olursak sayı şöyle olur; 100000000000000000000000000000000000000000000000000 de 1 şansa sahip olur. Bir başka ifadeyle bu sayıdan daha az olan bir olasılığın gerçekleşme ihtimali mümkün değildir, yani olanaksızdır

Roger Penrose'un Evrenin Kazara Oluşma İhtimali

İngiliz matematikçi Roger Penrose'un hesaplamaları, yaşama izin verecek bir evrenin “kazara” veya "tesadüfen" oluşma ihtimalinin 1010123 'de 1 olduğunu ortaya koymuştur.

Bu sayının ne anlama geldiğini düşünmek bile zordur. Matematikte 10123 şeklinde yazılan bir rakam, 1 sayısının yanına 123 tane sıfır gelmesiyle oluşur. (Bu evrendeki tüm atomların sayısının toplamından, yani 1078'den bile büyük, astronomik bir sayıdır.) Ama Penrose'un bulduğu sayı, bunun çok çok daha üstündedir. Çünkü Penrose'un bulduğu sayı, 10123 tane sıfırın 1 rakamının yanına gelmesiyle oluşmaktadır.

Matematikte 1050'de 1'den daha küçük olasılıklar, "sıfır ihtimal" sayılır. Ama sözünü ettiğimiz sayı, 1050'de 1'in trilyar kere trilyar kere trilyar katından bile çok daha büyüktür. Kısacası bu sayı bizlere, evrenin tesadüfle açıklanmasının kesinlikle imkansız olduğunu göstermektedir. Roger Penrose, akıl sınırlarını çok aşan bu sayı hakkında şu yorumu yapar:

Bu sayı, yani 1010123 de bir ihtimal, Yaratıcı'nın amacının ne kadar keskin ve belirgin olduğunu bize göstermektedir. Bu gerçekten olağanüstü bir sayıdır. Bir kimse bunu doğal sayılar şeklinde bile yazmayı başaramaz, çünkü 1 rakamının yanına 10123 tane sıfır koyması gerekecektir. Eğer evrendeki tüm protonların ve tüm nötronların üzerine birer tane sıfır yazsa bile, yine de bu sayıyı yazmaktan çok çok geride kalacaktır.

Kaynak : Roger Penrose, The Emperor's New Mind, 1989; Michael Denton, Nature's Destiny, The New York: The Free Press, 1998, s. 9)

Evrimci Ateistlerin Cevaplayamadığı Sorular

Bunu üstüne izleteceğim videoda evrime inan insanlara “bir türün başka bir türe dönüştüğüne bir örnek verebilir misin” diye soruluyor, sorulan kişiler fizikçi, jeolojist ve biyoloji okuyanlar. İkinci kişinin söylediğine dikkat et “ateizm tanrının varlığının aksini ispat etmeyi üstlenir” diyor. Tanrı yoktur diyorlar, yaşam nasıl başladı sorusuna “evrim” diyorlar ama bir türün başka bir türe dönüştüğüne dair bir örnek gösteremiyorlar. Eğer baştaki kitabı ya da yukarıda yazdığım bilgileri okuduysan bu kadar insanın neden bir türün başka bir türe dönüştüğüne dair bir örnek veremediğini biliyorsun demektir. Verdikleri örneklerin hepsi adaptasyonla ilgili.

Hücrenin Kompleks Yapısı Evrimin Olamayacağının Delilidir

Kısa bir video, Caner hoca mikroskopun bulunuşundan sonra hücrenin nasıl bir protein fabrikası olduğunun görüldüğü ve tesadüfî bir gelişmenin olamayacağı anlaşıldığını anlatıyor. Darwin’in hücre içi mekanizmadan, DNA’dan haberi yoktu. O kuşların gaga şekline vb bakarak nesillerde değişik özelliklerin çıktığını anlatıyordu ama gagaları değişen kuşlara baktığında onların hepsi kuş. Kuşlar başka bir şey olmuyor.

Evrim teorisi sapıklıkta direnmektir. Dinden, kurandan haberi olmayan biri evrimi saçmalığından dolayı red edip varlığını “Akıllı bir tasarımcı olmalı” diye soruşturmaya başlasa hidayet için çalışmaya başlamış demektir ve Allah bu gayreti gösterenlere yardım ediyor. Bu gayret sonucu dini yaşamaya başlayan birinin beyni yıkanmış değil Allah’ın hidayet etmesi olmuş oluyor.

Caner Taslaman'ın "Tasarımın Delili" Kitabı

Dünyadaki yaşamın tesadüfle başlamasının ya da tesadüfle canlılığın çeşitlenmesinin mümkün olamayacağını gösteren asıl belgeme geldim. Bunlar benim yaptığım yorumlardı. Şimdi bir de Caner Taslaman’ın bu konuda yazdığı TASARIM DELİLİ: BİR KUR’AN DELİLİNİN MODERN BİLİMLERİN IŞIĞINDA DEĞERLENDİRİLMESİ yazısını okuman gerkiyor.

Giriş bölümünde bu siteyi okumak ve dinlemek üzere yaptığımı ve Alvin Toffler’in çok sevdiğim bir sözünü paylaşmıştım, diyor ki “21.yy cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil, yanlış öğrendiklerini unutamayan, yeniden öğrenmeye, değişime ve dönüşüme açık olmayanlar olacaktır.”

İşte sana yanlış öğrendiklerini unutmak ve yeniden öğrenmek için bir fırsat. Bu yazı 25, sayfa 5 bölümden oluşuyor.

1- Maddenin Yaratılısına Karsı Maddenin Kendiliginden Varlıgı

2- Doga Yasalarının Tasarımına Karsı Doga Yasalarının Kendiliginden Varlıgı

3- Fiziki Dünya’daki Tasarımlara Karsı Fiziki Dünya’daki Tesadüfî Olusumlar

4- Canlıların Tasarımına Karsı Canlıların Tesadüfî Olusumu

5- Zihnin Tasarımına Karsı Zihnin Tesadüfî Olusumu

Hepsi çok önemli, çok güzel kalme alınmış ama 4. maddeyi mutlaka okuman gerekiyor, bir amino asidin sol elli olma olasılığını değerlendimiş. Benim verdiğim 10 toptan ilk üçünün 1,2,3 olma olasılığından çok daha karmaşık. Bu ihtimal hesaplarını görüp de hala tesadüfî bir başlangıca inanan olursa -benim görüşüm- inadından kabul etmiyor demektir.

Bir hücrenin rasgele oluşmasına inanmak ve hücre içi her adım da rasgele oluşmuştur inancı İbrahim suresi 4. ayetin sapıklıkta direnme kısmıdır. O yüzden Caner Taslaman'ın bu makalesini dikkatli oku. Yanlış öğrendiklerini unutmayanlar, yeniden öğrenmeyenler bu ayetteki hidayet için çalışanın hidayete ereceğini göremeyeceklerdir.

Caner Taslaman_TASARIM_KURAN_DELILI.pdf

Darwin'in Tutarsızlıkları

Yazdıklarımı tarafsız okuyorsan alttaki resmi ve yazıyı nasıl değerlendirirsin? İkisi de Darwin'e ait.

darwin sözleri

Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayisiz ara geçİş formuna rastlamiyoruz? Neden bütün doğa bİr karmaşa halİnde değİl de, tam olarak tanimlanmiş ve yerlİ yerİnde? Sayısız ara geçİş formu olmalı, fakat nİçİn yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz... Nİçİn her jeolojİk yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benİm teorİme karşı İlerİ sürülecek en büyük İtİraz olacaktır.Charles Darwin, The Origin of Species, s. 172, 280

Darwin türlerin evrimleştiğini iddia ediyordu ama gördüğün üzere teorisinin en zayıf noktasını kendisi söylüyor. Darwin’in DNA’dan haberi yoktu, o zamanki bilimsel gelişmeler bu günkü gibi değildi. Bugün artık Caner Taslaman, Taşkın Tuna, John Lennox gibi fizikçiler, felsefeciler, matematikçiler var. Bu ayeti bir kez daha yazacağım. Henüz kurandan, uydurulmamış olduğundan bir şeyler görmedin ama görmen gereken sapıklıkta direnenin sapıklıkta kalacağıdır. Kurandan yazmaya başladığımda delilleri, gerçekleri gördüğünde kabul etmeye yanaşmazsan Allah'ın seni kendi fikirlerinle baş başa bırakacağını bilmen gerek. "Canım ne var kendi fikrimle kalayım Allah'a ihtiyacım yok" diyen sırf böyle dediği, red ettiği için kuran bu insanların en kötü sonla karşılaşacaklarını söylüyor.

İbrahim
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

4. BİZ HER RASÛLÜ/ELÇİYİ, mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara iyice açıklasın. Bundan sonra Allah; Sapıklıkta direnen kimseyi sapıklığında bırakır, Hidayet için çalışan kimseyi de doğru yola iletir. O güçlüdür, doğru hüküm/karar verendir.

Richard Dawkins'in Tutarsızlıkları

richard dawkins sözleri

Dawkins yaratılış için sahte mutluluk diyor ama kambiryen dönemi için de şu sözleri söylüyor;

Kambriyen katmanları, başlıca omurgasız gruplarının çoğunu bulduğumuz en eski katmanlardır. Bunlar, ilk olarak ortaya çıktıkları halleriyle, oldukça evrimleşmiş bir şekildeler. Sanki hiçbir evrim tarihine sahip olmadan, o halde, orada meydana gelmiş gibiler.Tabii ki bu ani ortaya çıkış yaratılışı savunanları oldukça memnun etmektedir. Richard Dawkins, The Blind Watchmaker, W. W. Norton, London, 1986, s. 229.

Evrim teorisi gerçeği anlamak falan değildir. Kendi inançları doğrultusunda yaşamın başlangıcının nasıl olduğuna dair akıl almaz açıklama çabasıdır. Sapıklıkta direnenler dininin “sahte bir mutluluk” olmadığı göremezler.

Evrim yoksa tasarım vardır, tasarım varsa Allah vardır, Allah varsa bu dünyanın bir amacı olmalı.

Kuran insanları akıllarını kullanmaya, dinlemeye teşvik ediyor. Eğer bu davete uyarsan, gayret edersen bunların gerçek olduğunu göreceksin. Bu gayretin nasıl gösterileceği de belli, Allah sistemini kurmuş, bu sisteme girersen çaba gösterirsen sen de göreceksin demektir. Ben de bir zamanlar Allah’tan dinden uzak yaşardım ama sonra varlığımı ve neden dünyada olduğumu araştırmam, tesadüfleri red etmem, evrenin oluşumu, big bang, dünyadaki hassas sistemi araştırmam bunların hidayet için yapmış olduğum gayretler olduğunu gördüm. Ayrıca meğer dünyada tahminlerimin çok ötesinde Allah’ı arayan, varlığını sorgulayan insan varmış. Bunları araştırıp okudukça gördüğümüz şey, yaşadığımız dünyanın çok hassas bir düzene sahip olduğu ve Yaratıcının kararlılığını gösteren matematiksel ihtimallerle bu dünyanın bir amacı olduğu gerçeğidir. Bu kuranda böyle geçiyor.

Enbiya
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

16. BİR DE (şunu bilin ki) Biz; gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunanları; bir oyun, bir eğlence olarak yaratmadık!

17. Biz, eğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu kendi katımızdan edinirdik. Eğer yapacak olsaydık, böyle yapardık.