Evrim teorisi nedir? Evrimin olmadığının delilleri nelerdir? Evrim teorisinin akıl almaz açıklamaları. Arboreal ve Cursorial teorsi nedir? Archaeopteryx fosili nedir? Archaeopteryx fosilinin sahte çıkması - Evrimi çürüten fosil

☰ Menü

Dinozorların Kuşlara Dönüştüğü Teorileri

Evrimi anlatırken bana göre komik teoriler de var bunlardan biri Cursorial diğeri Arboreal teori. Cursorial teori 1879’da Samuel Wendell Williston tarafından ileri sürülmüş daha sonra John Ostrom tarafından güncellenmiş. Burada evrimciler için bir dönem önemli kanıtları olduğunu iddia ettikleri bir fosil var, bu Archaeopteryx.

Bu iki moodel yürüyen bir dinozorun nasıl kuşa dönüştüğünün kendilerince tahminidir. Bu iki modeli ve evrimincilerin "türlerin nasıl mutasyonla baska türlere dönüştüğü" iddiasını beraber ele alarak evrimcilerin "evrim" derken ne kastettiğini daha detaylı ele almak istiyorum.

Archaeopteryx'nın yerde yürüyen bir dinozor olduğunu evrim geçirip uçan dinozora dönüştüğünü dolayısıyla dinozorların evrimleşip kuş oldukları iddiasını ileri sürüyorlar. Dinzorların kuşa evrildiği iddiasını pek çok yerde duyabilirsin ama nasıl olmuş sorusunu sorunca birazdan okuyacağın iki teorileri var ama çok daha önemlisi dayanakları olan bu fosilin sahte olduğu ortaya çıkmış.

Bu konuyu ale alan sitelerden birinden bilgi aktaracağım. Site bu www.creationscience.com/onlinebook/FAQ117.html

Bu sitede bu fosilleri ne zaman kimin bulduğu bilgisi şöyle;

The two fossils with true feathers were “found” and sold for high prices by Karl Häberlein (in 1861 for 700 pounds) and his son, Ernst (in 1877 for 20,000 gold marks), just as Darwin’s theory and book, The Origin of Species (1859), were gaining popularity. While some German experts thought that the new (1861) fossil was a forgery, the British Museum (Natural History) bought it sight unseen. (In the preceding century, fossil forgeries from limestone quarries were common in that region of Germany.6)

Bu iki fosilden biri Karl Häberlein tarafından 1861 de bulunup yüksek bir fiyata 700 pounda diğeri oğlu tarafından 1877 de bulunup 20,000 gold marka (ne kadar ediyorsa o kadara) satılmış. Bu zamanlar tam da Darwin’in Türlerin Köken’i kitabının populerlik kazandığı yıllarmış. Bazı Alman uzmanlar bulunan yeni fosilin sahte olduğunu düşünmelerine rağmen Biritish Museum bir bakıma fosili görmeden almış.

Bu iki fosili göstereyim.

Archaeopteryx'nın Berlin numunesi

Archaeopteryx fosili berlin numunesi

Archaeopteryx'nın Londra numunesi

Archaeopteryx fosili londra numunesi

Birazdan bu üstteki fosilin sahte yani insan yapımı olduğunun delillerini göreceksin. O sitede anlatıldığına göre bu fosilin bulunduğu çevrede bir başka fosil daha bulmuş, ona da Compsognathus demişler. Görünüşe göre bu karada yürüyen Compsognathus’un evrim geçirip uçan Archaeopteryx’a dönüştüğünü iddia ediyorlar ama birazdan bunun olamayacağını göreceksin. Compsognathus’un resmini de vermişler, kendisi bildiğimiz kedi kadar bir dinozormuş.

Compsognathus

Bu dinozorun nasıl kanatlanıp kuşa dönüştüğü iddiasının iki teorisi var, Cursorial model ve Arboreal model.

en.wikipedia.org/wiki/Origin_of_avian_flight sitesinde “kuş uçuşunun kökeni” maddesi var, orada bu modeller şöyle geçiyor.

Cursorial model

A cursorial, or "running" model was originally proposed by Samuel Wendell Williston in 1879. This theory states that "flight evolved in running bipeds through a series of short jumps". As the length of the jumps extended, the wings were used not only for thrust but also for stability, and eventually eliminated the gliding intermediate. However, this theory was modified in the 1970s by John Ostrom to describe the use of wings as an insect-foraging mechanism which then evolved into a wing stroke. Research was conducted by comparing the amount of energy expended by each hunting method with the amount of food gathered. The potential hunting volume doubles by running and jumping. To gather the same volume of food, Archaeopteryx would expend less energy by running and jumping than by running alone. Therefore, the cost/benefit ratio would be more favorable for this model. Due to Archaeopteryx long and erect leg, supporters of this model say the species was a terrestrial bird. This characteristic allows for more strength and stability in the hindlimbs. Thrust produced by the wings coupled with propulsion in the legs generates the minimum velocity required to achieve flight. Thus, through these mechanisms, Archaeopteryx was able to achieve flight from the ground up.

Kısaca özetleyeceğim. Bu model 1879 da Samuel Wendell Williston tarafından ileri sürülmüş. Buna göre uçmaya başlamak iki ayaklı canlıların bir seri kısa sıçramaları sorucu oluşmuş. Sıçramaların mesafesi arttıkça kanatları kullanmaya başlamışlar, bu sadece itme kuvveti değil aynı zamanda denge de sağlamış. 1970’de John Ostrom bu teoriyi güncellemiş, o da demiş karada dolaşan bu canlılar zıpladığını ve onların böcek yakalama mekanizmaları (herhalde ön kolları olsa gerek) bunların üstteki altı çizili kelime olan "wing stroke" dönüştüğü ileri sürmüş. Wing stroke ne diye bakınca, buna bir resimle cevap vereyim,

Üstteki kırmızı çizgi wing stroke demek. Üstteki yazının devamı; tam bir kanat halini almadan demek ki kanadın ön kısmına dönüşmüş, (yersen). Bu iki ayaklı canlı hem koşuyor hem zıplıyor hem de ön kollarını böcek falan avlamak için çırpıyor. Bu iki ayaklı bunu yaparken bir şey fark ediyor, bunu yaptığında daha az enerji harcıyor ve iki katı yiyeceğe sahip oluyor. Bu modeli savunanlar bunun karasal bir kuş olduğunu söylüyormuş. Ön kollar kanada dönmeye başlayınca arka ayaklarda daha fazla dayanıklılık ve kararlılık oluşmaya başlamış. Bacaklardaki itiş ile birlikte kanat tarafından üretilen itme/basınç, uçuş elde etmek için gerekli olan minimum hızı oluşturmuş. Bu mekanizma ile bu kuş uçmaya başlamış. Bu kuş Archaeopteryx’mış, bilinen en eski kuş fosili.

Kahverengi Ayının Rasgele Mutasyonla Kutup Ayısına Dönüşmesi

National Geographic'de yayınlanan "Cosmos" belgeselinin ikinci bölümünde kahverengi ayının nasıl ve neden kutup ayısına dönüştüğünü anlatan çok önemli ifadeler var. Cosmos belgeseli 1985 yılında Carl Sagan tarafından yapılmış, bu bahsettiğim bu belgesel dizisinin yeniden yapılmış hali yani bu bilgiler çok yeni, 2014 yılında Nationanal Geographic'te yayınlanmaya başlandı. Yukarıda anlatılan Cursorial modeli kutup ayısının açıklamalarıyla düşünelim. Videodan bir kaç görüntü aldım.

Son resimde yazana özellikle dikkat çekerim "Mutasyonlar tamamen reslantısaldır ve her zaman gerçekleşir. Resimlerdeki açıklamalara dikkat edersen DNA kopyalanırken kendi ifadesiyle düzeltme hatası sonucu "rasgele" bir değişim oluyor ve buna mutasyon diyorlar, Hoagland'da da kitabında mutasyonu DNA'da rasgele değişiklik diye tanımlamıştı. DNA'da düzeltme hatası meydana gelen rasgele değişiklik yani mutasyon ne tesadüf ki meğer ayının kürk rengini kontrol eden gende meydana gelmiş. Hem diyor ki mutasyon tamamen raslantısaldır hem de ayının tam da ihtiyacı olan şekilde bir değişim gerçekleşiyor. Evrim teorisinin bütününü ele alırsak mutasyon tamamen rastlantısal ama dünyadaki her canlı bu DNA'daki rastlantısal değişiklik sonucu oluşmuş. Böyle yalan olur mu? Bir DNA'nın uzunluğu hakkında bir fikrin var mı? Biri vikipedia'da DNA ile ilgili bilgileri kullanarak bir hesaplama yapmış. Vücudumuzda bulunan bütün DNA'ları uc uca ekleseydik ne kadar uzunluk olurdu?

Kutup ayısının rahimindeki yavrunun vücudundaki toplam DNA ne kadardır bilinmez ama tahminlerimizden çok olduğu kesin. Hesaplamakta zorlanacak kadar DNA olan bir canlıda, mutasyonun tamamen rastlantısal olduğunu söylediklerine göre hangi DNA'da kopyalanırken hata olduğu da belli olmadığına göre nasıl oluyor da tam da ayının avlanmak için ihtiyacı olan kürk rengini kontrol eden gende mutasyon oluyor? Rasgele olduğuna göre ayının göz rengi de değişebilirdi ya da boy uzunluğunu kontrol eden gen de olabilirdi mesela daha kısa olabilirdi. Ne kadar çok gen olduğunu düşünürsen rasgele değişiklik kürk rengini kotrol eden gende olması nasıl bir tesadüf olduğunu insan aklı almaz. Tamam diyelim ki oldu peki neden pembe değil de tam da buzların renginde beyaz oluyor. Bunu kim seçiyor? Buna da cevapları var biliyorum ama bir canlıyı meydana getiren genlerin sayısını hesaplamaya çalıştığında otaya akılalmaz uzunluklar çıkıyor. Bu genlerden birinde tesadüfen meydana gelen değişiklikle canlıların bugünkü hale geldiklerini savunmak, iddia etmek bilim değildir, bilim kurgu bile değildir.

Yukardaki dinozora gelirsek, evrimcilerin anlattığı, Hoagland’ın kitabında yazdıklarını göz önünde tutarsak yerdeki iki ayaklı dinozor ön kollarını sinek, böcek avlamak için çırpıyor tabi bu arada aynı anda zıplıyor da, bu dinozor hamile kaldığında, aynı şekilde avlanmaya devam ederken bu canlının rahmindeki yavrunun DNA’sında rasgele bir mutasyon oluyor ve o çırpınan kollar doğan yavruda kanada benzemeye başlıyor. Bu kol cırpma, zıplama ve DNA daki rasgele mutasyon nesiller boyu devam ediyor ve bir gün uçabilen kanatlı bildiğin kuş doğuyor. İlk zıplamaya ve kollarını çırpmaya başlayan dinozor ile son doğan kuş arasındaki bütün canlılar da ara geçiş formu oluyor. İşte evrim teorisi dedikleri şey bu. Bütün bu ara geçiş formlarında ki değişikliğe mutasyon deniyor ve en dikkat çekici yanı bunların rasgele, tesadüfen olması. Bunu daha değişik bir biçimde ifade etseler mesela bu "Yaratıcının nesilleri şekillendirmesi" şeklinde anlatsalar akla yatkın olurdu. Bir Düzenleyen varsa, rasgele, tesadüfen bir şey yok demektir, planlama var demektir. DNA da rasgele mutasyon olup binlerce sene bu rasgele mutasyonun devam edip en sonunda ilk mutasyonun görüldüğü canlıdan mükemmel canlılara "rasgle" ifadesiyle ulaşılması aklın alması mümkün değildir. Bu, kuşların nasıl oluştıuğunun bir açıklaması olan Cursorial model. Haydi insanlar el çıpmaya başlayın birkaç nesil sonra kanatlarınız çıkıp siz de uçabilirsiniz.

Arboreal model

Kuşların nasıl oluştuğuna dair ikinci teori de Arboreal model. Bu da vikipedia’da aynı sayfada yazıyor.

This model was originally proposed in 1880 by Othniel C. Marsh. The theory states Archaeopteryx was a reptilian bird that soared from tree to tree. After the leap, Archaeopteryx would then use its wings as a balancing mechanism. According to this model, Archaeopteryx developed a gliding method to conserve energy. Even though an arboreal Archaeopteryx exerts energy climbing the tree, an arboreal Archaeopteryx is able to achieve higher velocities and cover greater distances during the gliding phase, which conserves more energy in the long run than a cursorial bipedal runner. Conserving energy during the gliding phase makes this a more energy-efficient model. Therefore, the benefits gained by gliding outweigh the energy used in climbing the tree. A modern behavior model to compare against would be that of the flying squirrel. In addition to energy conservation, arboreality is generally associated positively with survivability, at least in mammals

Bu model 1880’de Othniel C. Marsh tarafından ileri sürülmüş. Bu da yine Archaeopteryx fosilinin nasıl kuş olduğuna dair bir teori. Bu teoriye göre bu fosil ağaçtan ağaca tırmanan/atlayan/uçan sürüngen bir kuşmuş. Yukarıda yazıyor ki bu sıçramalardan/atlamalardan sonra bu sürünen kuş kanatlarını kullanmaya başlamış bu aynı zamanda denge mekanizması da olmuş. Bunun nasıl olduğunu şöyle açıklıyor; Archaeopteryx enerji tasarrufu için bir süzülme yöntemi geliştirmiş. Her ne kadar ağaca çıkarken enerji harcıyor olsa da bir ağaçtan diğerine atlayıp süzülürken çok ve hızlı mesafe kat edebiliyormuş. Koşan cinsinden çok daha fazla enerji tasarrufu yapabiliyormuş. Havada süzülme enerji tasarruflu bir modelmiş. Böylece süzülürken yaptığı enerji tasarrufunu ağaca tırmanırken harcıyormuş. Buna örnek de bugünkü uçan sincapmış. Enerji tasarrufuna ek olarak, hayatta kalmak için artı bir durummuş.

Uçan sincap gibi bir model anlattı. Bu uçan sincap 1000 yıl yaşasa durduk yere kanatları çıkmıyor. Bu canlının kanat sahibi olması için DNA’sında mutasyon olması gerekir. Evrimi kime sorarsan böyle anlatıyor, DNA’da rasgele mutasyon. Bu kanat bir sonraki nesilde de oluşmayacak. O da uçan sincap gibi daldan dala süzülecek. Nesiller boyu rasgele mutasyon olması gerekir ki bir gün bildiğimiz anlamda kanatları olsun. Akla, matematiğe, bilime aykırı yanı zaten bu, sürekli ve rasgele mutasyonla daha iyi bir nesil oluşması.

Bu modellere göre Archaeopteryx sonuçta böyle bir şey olmuş.

Alttaki türün ön kollarını görüyorsun ya işte onlar Cursorial modele göre sinek böcek avlamak için ellerini çırpmaktan ve zıplayarak avlanmaktan nesiller sonra üstteki resimde ki kanatlara dönüşmüş.

Compsognathus

Archaeopteryx'in Londra Numunesi Sahte Çıkmış

Bulunan bu fosillerden Londra’da ki numunenin sahte olduğu ortaya çıkmış ve her iki numunenin kuş olamayacağının delilleri gösterilmiş. Üstteki resmi aldığım sitede ki açıklamalarda bunu görebiliriz. Site buydu www.creationscience.com/onlinebook/FAQ117.html

If Archaeopteryx did not have a few modern, aerodynamic feathers (clearly visible on two of the known specimens3), it would be considered Compsognathus.4 The skeletal features of Archaeopteryx are not suitable for flight, because no specimen shows a sternum (breast bone), which all birds and bats must have to anchor their large flight muscles. Why would Archaeopteryx have modern, aerodynamically perfect feathers if it could not fly? Finally, after 150 years of filling textbooks and training teachers with false information, two prestigious science journals announced that Archaeopteryx should not be classified as a bird.

Her iki fosilde de eğer kanat olmazsa bu canlının üstteki Compsognathus olarak değerlendirilebileceğini söylüyorlar. Archaeopteryx’nın iskelet özellikleri uçmaya müsait değilmiş çünkü her iki numunede de bütün kuşların ve yarasaların uçuş kaslarını sabitleyeceği göğüs kemiği yokmuş. Bütün kuşların uçmalarını sağlayan kaslarını göğüs kemiklerine sabitlenmesi gerekiyormuş ama bunların fosilinde bu göğüs kemiği yok, e nasıl uçuyordu bu hayvan o zaman? Soruyor ki madem bu Archaeopteryx uçmayacaktı neden kanatları olsun ki? Güzel soru değil mi? Nihayet 150 yıl sonra kitapları ve öğretmenleri yanlış bilgiyle doldurduktan sonra iki prestijli bilim dergisi Archaeopteryx’ın kuş olarak sınıflandırılamayacağını açıklamışlar.

Aynı sayfada Londra’da ki numuneye x-ray ile yapılan görüntülemenin sonuçlarınıda görebilirsin.

Is Archaeopteryx a forgery? Honest disagreements were possible until 1986, when a definitive test was performed. An x-ray resonance spectrograph of the British Museum fossil showed that the finer-grained material containing the feather impressions differed significantly from the rest of the coarser-grained fossil slab. The chemistry of this “amorphous paste” also differed from the crystalline rock in the famous fossil quarry in Bavaria, Germany, where Archaeopteryx supposedly was found.9 Few responses have been made to this latest, and probably conclusive, evidence.

Fossilized feathers from any animal are almost unknown, and several complete, flat feathers that just happened to be at the slab/counterslab interface are even more remarkable. If a feathered Archaeopteryx had been buried in mud or a limestone paste, its feathers would have had a three-dimensional shape, typical of the curved feathers we have all held. Indeed, the only way to flatten a feather is to press it between two flat slabs. Flattened feathers, alone, raise suspicions.

Özet olarak çevireceğim.

Archaeopteryx sahte mi? 1986 ya kadar anlaşmazlıklar bir sonuca varamamış ta ki röntgen ile araştırma yapana kadar. Röntgen sonrası görülmüş ki tüyleri gösteren ince taneli madde iri taneli fosil kütüğün geri kalanından çok farklıymış. Aynı zamanda fosilin yapışık olduğu şekilsiz macun/hamurun kimyası da sözde Archaeopteryx bulunduğu yerdeki Bavyera’nın ünlü fosil ocağındaki kristal kayadan farklıymış.

Herhangi bir hayvana ait fosilleşmiş tüğler yokmuş bilinmiyormuş. Düz tüyler fosillerde daha belirin olurmuş. Eğer Archaeopteryx çamurda ya da kireç taşı tabakasında gömülseymiş tüylerinin 3 boyutlu izlerinin çıkması gerekirmiş. Düz tüylerin oluşması için tek yol bu tüyleri düz iki plaka arasına sıkıştırmakmış. Tek başına düz tüyler şüpeleri artırıyormuş.

Bunun Türkçe’si Karl Häberlein’in oğlu Darwin’in Türlerin Kökeni kitabı populerliği zirve yaptığı sırada yeni bir Archaeopteryx fosili yapmış. İki plaka arasına üstteki siyah beyaz resimde ki Compsognathus’un fosiliyle başka bir türün kanat tüylerini sıkıştırmış ama kullandığı malzemenin kimyasıyla bulduğunu iddia ettiği yerdeki toprakla, çamurla alakası yokmuş, anlayın artık birbirleri insanları ara geçiş formu olduğuna inandırmak için sahte deliller hazırlamış. Bu fosil Londra numunesi.

Archaeopteryx fosili londra numunesi

Evrimcilerin inandığı önemli bir kanıttı ama teknoloji herşeyde olduğu gibi burada da gerçekleri ortaya çıkardı. evolutionwiki.org/wiki/Archaeopteryx_is_a_fake sitesi evrimci bir siredir ve bu Archaeopteryx fosilinin sahte olduğunu kabul etmiş ve nedenlerini yazmış, aşağıda tercüme ettim.

1 – Tüy izleri sadece bir plakada görülüyor yani iki plaka arasında bulunmuş ya bu fosil tüy izleri sadece bir plakaya çıkmış.

2 – Tüylü ve tüysüz alanların dokuları birbirinden farklı.

3 – Bir plakadaki kabarık lekeler diğer plakada ki çöküntülerle her zaman uyuşmuyor.

4 – Tüyler çift vuruş izlenimi veriyor.

5 – Tüylerin ve kemiklerin yanında oluşan ince çatlaklar dolgu maddesi kaplandıktan sonra plakaya hafif hareketler uygulayarak yapılmış olabilir.

6 – Numuneye büyüteçle bakınca fosil olan yerle fosil olmayan yerdeki kireçtaşı farklı görünüyor.

7 – Kalıp içinde fosil alanında bilinmeyen materyal görüntüleniyor.

8 – Silikon, sülfür ve klorunda dahil olduğu kimyasal x-ray analizi sonucu fosilin bulunduğu yerdeki kimyasal değişim fosilin bulunmadığı alanda görülmüyor.

“Bu noktalar gösteriyor ki tüy izleri birisi tarafında çimento benzeri bir kalıp hazırlayarak taşa eklemiş. Tüyler olmadan Archaeopteryx arageçiş formu değildir, Compsognathus olarak tanımlanır.”

Kaynaklar:

Watkins, R. S., F. Hoyle, N. C. Wickramasinghe, J. Watkins, R. Rabilizirov, and L. M. Spetner, 1985a. Archaeopteryx -- a photographic study. British Journal of Photography 132: 264-266.

Watkins, R. S. et al., 1985b. Archaeopteryx -- a further comment. British Journal of Photography 132: 358-359,367.

Watkins, R. S. et al., 1985c. Archaeopteryx -- further evidence. British Journal of Photography 132: 468-470.

Hoyle, Fred, N. C. Wickramasinghe and R. S. Watkins, 1985. Archaeopteryx: Problems arise -- and a motive. British Journal of Photography 132(6516): 693-695,703.

Hoyle, Fred and C. Wickramasinghe, 1986. Archaeopteryx, The Primordial Bird, Christopher Davis, London.

Spetner, L. M., F. Hoyle, N. C. Wickramasinghe and M. Magaritz, 1988. Archaeopteryx --more evidence for a forgery. British Journal of Photography 135: 14-17.

“Bu noktalar göteriyor ki tüy izleri birisi tarafında çimento benzeri bir kalıp hazırlayarak taşa eklemiş. Tüyler olmadan Archaeopteryx arageçiş formu değildir, Compsognathus olarak tanımlanır.”

Üstteki cümle bana ait değil, maddeleri çevirdiğim siteden, maddelerin altında yazıyor. Yani Cursorial ve Arboreal modellerin saçmalığı yanı sıra müzelerde saklayacak kadar önemli saydıkları delillerinin de sahte olduğu ispatlanmış üstelik üstteki maddeleri evrimci bir siteden çevirdim. Benim dikkatimi çeken bu x-ray taramaları 1986 yılında yapılmış, ne kadar eski ve hala insanlar dinozorların kuşlara dönüştüğünü iddia ediyor. Yani altta resimde gördüğün canlı evrim geçirip uçan dinozor olmamış

Compsognathus

İngilizcen varsa detaylı bilgiyi bu adresten okuyabilirsin.www.trueorigin.org/ng_ap01.asp