Mürşidi Kamil ne demektir? Bir mürşide bağlanmak şart mıdır? Birine bağlanma şartının getirdiği felaketler. Şirk nedir?

☰ Menü

Bir Mürşide Bağlanmak Şart Mıdır?

"Bir mürşidi kâmile bağlanmak şarttır" söyleminin neye mâl olduğunu göstermek istiyorum. İnsanları Allah’a yaklaştırmak için bir insana bağlanmayı şart koşmak tartışmasız şirktir, ilim almak için birini dinlemek ayrı bir şeydir. Şirke kapı açan şey "bizim efendi dini ilimleri anlatmada hata yapmaz, biz ondan başkasına inanmayız" anlayışıdır. Bu tavır insanların hatalarını görmelerine engeldir dolayısıyla eğer şirke giriyorlarsa göremezler.

Büyük hatalardan biri de insanların iradelerini bir kişiye endekslemeleridir. Efendi/şeyh ile öğretmenin farkı birinin hata yapabileceğine diğerinin hata yapmayacağına inanılır. Şirk de burada başlar. Eğer efendi/şeyh hurafe, uydurma hadisler üzerine bir din anlatıyorsa bu Allah'ın indirdiği dine aykırıdır. Bu durumda Allah'ın indirdiği dinin yanına "biz efendimize iman ettik" diyenlerin hurafe dini ortak yapılmış olur. Hurafe dini bir sonraki nesle efendi/şeyh sistemiyle geçmektedir. Her şeyh kendinden sonra gelen efendi/şeyhi yetiştirir, bildiği her şeyi ona aktarır dolayısıyla bir efendi/şeyhte olan hurafeler bir sonraki efendi/şeyhe geçer. Efendi/şeyhin konumu bilgisi de tartışmaya açık olmadığı için hurafeler nesilden nesile geçer.

Birini tartışmasız mürşit edinince bu sefer o mürşit hangi kitapları din kitabı kabul ettiyse/okuyorsa müridlere veya cemaate de o kitaplar okunuyor, okunması isteniyor. Buna örnek Saidi Nursi'nin Risalei Nur, Kadı İyaz'ın Şifai Şerif, İmam Rabbani'nin Mektubat kitapları örnek verilebilir. Cemaatlerde bu ve benzeri kitaplar nesilden nesile okunuyor ama bu kitaplardaki tevhide aykırı görüşleri, uydurma hadisleri tespit edenler, bunları duyuranlar dikkate alınmıyor. Bunun tek bir sebebi vardır o da mürşit edindikleri o kişiler, okudukları kitaplarda yanlış olmadığı söylemesidir. Birini mürşit edinmede yanlış olan budur. Mürşidin dediği her şeyin doğru kabul edilmesi, dışarıdan insanları uyaranlara kulak verilmemesi insanları şirke götürmektedir çünkü Allah ve kuran değil mürşit edinilen kişiler birinci sıraya konmuş, onların fikirleri yani hurafeler din diye benimsenmiş olur. Bu sayfayı tarikat ve cemaatlerden birileri bulur okursa, gösterdiğim videolardaki isme değil, ne söylediğine dikkat etsin. Cübbeli Ahmet'in çok kısa bir konuşmasını göstereceğim. Burada konu Ahmet hocaya saygısızlık yapmak değil söylediğinin yanlış olduğunu görmek. Ahmet hoca İmam Rabbani'nin kitabından Abdülkadir Geylani'nin sıkıntıya girene yardım edeceğini okumuş ve buna inanmış. İnanmakla kalmayıp Abdülkadir Geylani'den yardım istiyorlar.

Mekkeli müşriklerinin inançlarına bakarsak Mekkeli müşrikler de namaz kılıyor, oruç tutuyor, hac yapıyordu. İbrahim peygamberin dinini devam ettirdiklerini düşünüyorlardı. Ama Lat Menat, Uzza gibi geçmiş dönem yaşamış insanların ruhlarını Allah ile aracı yapıyorlardı. Bugün Abdülkadir Geylani'den yardım istenmesi o dönem Mekke müşriklerin yaptığıyla aynı şeydir. Abdülkadir Geylani'den yardım isteyenler alttaki ayetleri görmezden geliyorlar.

Neml
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

62. Darda kalan biri yardım istediğinde ona karşılık verip sıkıntılarını gideren, sizi yeryüzünün hâkimleri yapan kimdir? Allah ile birlikte başka bir ilah mı var? Bilginizi ne kadar az kullanıyorsunuz!

Ahkaf
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

5. Allah ile arasına koyarak, (mezardan) kalkış gününe kadar cevap veremeyecek kimselere çağrıda bulunandan daha sapık kimdir? Bunlar, onların çağrısının farkında olmazlar.

Üstteki ayeti doğru tercüme etmiyorlar. Daha çok şöyle çeviriyorlar “Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapık kim olabilir? (Oysa) onlar bunların tapmalarından habersizdirler.” Burada “şeyler” diye tercüme edilen “men” kelimesidir. Bu kelime Arapça’da akıllı varlıklar için kullanılır. Doğru manası “kimse” veya “kimseler” olmalıdır. “Bunlar” diye tercüme edilen de hum kelimesidir. O da akıllı varlıkları göstermek için kullanılır. “Habersizdirler” diye tercüme edilen de “gâfilun” kelimesidir. Cem’i müzekker salimdir ve akıllı varlıklar için kullanılır. Ayeti yanlış tercüme edince bu manalar kayboluyor. Ayetin doğru tercümesi üstteki gibidir. Mekke müşrikleri ölmüş insanların ruhlarını Allah ile aracı yaptığı için bu ayetler indi. Aynı şey bugün hala yapılmaya devam ediliyor. Sebebi yüzlerce yıl önce yazılmış kitaplardaki yanlışların bir efendiden diğerine aktarılarak nesilden nesile taşınmasından. "Bir mürşide bağlanmak lazım" sözün bugün şirke açılan kapıdır. Kuranın yanına İmam Rabbani'nin Mektubat'ını koyuyorlar. Onun dediğini esas alıyorlar. Kendilerine şirk ayetlerini gösterince de "onlar Mekke müşrikleri için indi" diyorlar. İyi ama sizin yaptığınızın Mekke müşriklerinden farkı yok ki. Demek ki o ayetler sizi de bağlıyor.

Ya Gavs deyince Abdülkadir Geylani geliyorsa, yardım ediyorsa, bugün yardıma en çok ihtiyaç duyulan yer Gazze olsa gerek, neden kimse İsrail Gazze'yi bombalarken "ya gavs" deyip yardım istemiyor? Ya gavs deyince biri yardıma gelseydi Gazze bu videodaki gibi olur muydu?

Buradan anlayın ki ya gavs deyince kimse yardıma gelmiyor. Eskiden nasıldı bilemem ama bugün bir mürşide körü körüne sorgulamadan bağlanmak insan şirke sokar. Esas itibariyle Allah ile kul arasında kimse olamaz, Allah bunu alttaki ayetle söylemiştir. Kuranın vahyolunma sebeplerinden biri bu, islam insan ile Allah arasındaki herkesi çıkartmıştır.

Kaf
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

16. ANT OLSUN insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz. Biz ona, şah damarından daha yakınız/içinden geçenleri de biliriz.

Bu ayet kuranda durduğu müddetçe hiç kimse Allah ile kul arasında kendisini sıkıştırabilecek mesafe bulamaz. Üstteki ayet mevcut olduğu sürece kimse "şurada bir efendi/şeyh var ona bağlanmadan Allah’a ulaşamazsın" diyemez. Diyen şirke kapı açmıştır. Tekrar edeyim ilim almak başkadır bir şeyhe körü körüne bağlanmak başkadır. Birine körü körüne bağlanınca hatalarını görmek mümkün değildir. İnsanların şeyhten ziyade öğretmene ihtiyacı var. Öğretmenler hatalarını kabul eder ama ben hata yaptığını kendisine söylenen şeyhlerin, efendilerin hatalarını kabul ettiklerini duymadım, görmedim.

Ya gavs deyip birini yardıma çağırmak alttaki ayete ne kadar uyuyor. Allah duayı doğrudan kendisine yapmamızı istiyor.

Bakara
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

186. Kullarım Ben’i senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da dâvetime icabet ve Bana hakkıyla inanıp tasdik etsinler ki doğru yolda yürüyerek selâmete ersinler.

Bu ayet varken ben neden Abdülkadir Geylani'yi veya başka evliya dedikleri insanları yardıma çağırayım? Allah "Ben insanlara çok yakınım dua edenin duasına icabet ederim" diyor, bu bana neden yeterli olmasın? İnsan iradesini birine teslim ettiği vakit kendisine ders veren kişinin yanlışlarını göremez. Dışarıdan birileri söylese de göremez ama bir öğretmenin yanlış yaptığını fark ettiğinde bunu ona söyleyebilirsin dahası anlattıklarına körü körüne inanmazsın. İnsanların iradelerini bir kişiye endekslediğinde neler olduğuna dair örnekler vereceğim ve bunları Ankebut suresinin ayetleriyle bağlayacağım. Bu örneklerde olan şeylerin ve ayetlerin örtüştüğünü kendin görmen gerekiyor ki bugün neden "bir mürşide bağlanmak şarttır" sözünün şirk olduğunu görebilesin.

Mürşid Kavramı Nasıl Şirke Dönüşüyor - Ercümend Özkan

Tarikatlardaki Komik Keramet Masalları - Ali Akn

Bu videoda Ali Akın'ın anlattıkları gerçek kişiler ve gerçek olaylar. Bu insanlar "bir mürşide bağlanmak şart" dediği ve akıllarını kullanmadıkları, şeyhlerinin ilmini sorgulamadıkları için komik durumlara düşmüşler.

Zikir Ne Demek?

Bu argümanı ileri sürenler “birine bağlanman lazım ki o sana zikirler versin günde bir kaç bin Allah, la ilahe ilallah, subhanallah vb zikir çek ki Allah’a yaklaşabil” diye bir sistem kurmuşlar. Bir diğer şey sanki insanların gözünde bir perde olduğu kabul edilir, “bir mürşide bağlan kl gözündeki perde kalksın” denir. Halbuki Allah kafirlerin bile gözünde perde olmadığını bildiriyor. Kafirler akıllarını kullanmadıkları, düşünmedikleri için kurana ilgi göstermiyor. Biri bir şeyler anlattığı zaman sırtlarını dönüp gidiyorlar sanki sağırmışlar gibi davranıyorlar. Alttaki ayetler kafirlerin neden inanmadığını/anlamadığını açıklıyor.

Neml
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

43. İçlerinden, sana bakan kimseler de vardır. Körleri (görüp düşünmeyenleri) doğru yola götürecek sen misin? Üstelik, basiretleriyle de görmüyorlarsa!

Enfal
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

23. Allah onlarda bir hayır (hakka yöneliş) olduğunu bilseydi, elbette onların işitmelerine yardım ederdi. Onlarda yöneliş olmadığı için işitseler bile, mutlaka yine yüz çevirerek dönüp giderlerdi.

Sadık Türkmen’in meali

Yasin
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

1. Ya, Sin.

2. HİKMETLİ (akıl ve tabiata uygun) Kur’an’a yemin olsun!

3. Gerçekten sen gönderilmiş elçilerdensin.

4. Dosdoğru bir yol üzerindesin;

5. üstün ve merhametli olanın indirdiği (yol üzerindesin).

6. Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik).

7. GERÇEKTEN o söz, onların birçoğunun üzerine hak oldu. Onlar inanmadılar.

8. Sanki onların boyunlarında, çenelerinde halkalar var,kafaları kalkık, kibirlidirler.

9. Sanki önlerinde arkalarında set var. Gerçekleri duymak görmek istemiyorlar.

10. Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmıyorlar.

11. SEN ancak zikre (Kur’an’a) hatırlatıcıya uyan kimseyi ve görmeden Rahmân’dan korkanı uyarabilirsin. Onu bir bağışlanmayla ve güzel bir mükâfatla müjdele!

Allah kafirlerin gözünde perde yok diyorken müminlerin gözünde perde nereden olacak? Bunu söylemelerindeki maksat “sen tek başına bir şey yapamazsın, Allah’ı tek başına zikredemezsin, her bakan her şeyi görüyor mu ki, sen de bunu yaşamış görmüş geçirmiş birine bağlan ki görebilesin” gibi sözlerle insanları kendilerine bağlamaktır. Soru şu bir insan ilim anlamında bir öğretmene ihtiyacı vardır ama bir insan tek başına Allah’ı zikreder mi edemez mi? İlle de birine ihtiyaç duyar mı? Peki zikir ne demek? Zikrin kelime anlamı hatırlamak, akılda tutmak, anmak demek.

Rad
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

28. İşte onlar iman edip gönülleri Allah'ı zikretmekle, O'nu anmakla huzur bulan kimselerdir. İyi bilin ki gönüller ancak Allah'ı anmakla huzur bulur."

Zikir Kuranın Adlarından Biridir

Taha
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

99. İşte böylece daha önce gelip geçenlerin haberlerinden bölümler anlatıyoruz. Sana katımızdan doğru bilgi (Zikir, kitap) verdik.

100. Kim ondan yüz çevirirse (mezardan) kalkış günü ağır bir yük yüklenecektir.

Zuhruf
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

5. ŞİMDİ o Zikri (Kur’an’ı) sizden uzaklaştırıp, bir yana mı atalım? Siz haddi aşan bir halk oldunuz diye!

6. Öncekilere de nice nebîler/peygamberler gönderdik!

7. Onlara hiçbir nebî/peygamber gelmedi ki; onunla alay ediyor olmasınlar.

8. Biz de güç bakımından bunlardan daha çetinini helâk ettik. Nitekim evvelkilerin örneği geçmiştir!

Nahl
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

43. BİZ senden önceki çağlarda, kendilerine vahyettiğimiz başka adamları da gönderdik. Eğer bilmiyor iseniz, zikir ehline (daha önce kitap verilenlere) sorun: 44. Apaçık delilleri ve yazılı belgeleri!.. Sana da Zikri/Kur’an’ı indirdik ki; kendilerine indirileni insanlara bildiresin! Umulur ki, iyice düşünürler.

Zikirden Yüz Çevirenin Hali

Zuhruf
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

36. Kim Rahman’ın Zikri’nden (Kur’ân’dan) yüz çevirirse, başına bir şeytan sararız; o, onunla beraber olur.

37. Şeytanlar bu gibileri yoldan çevirirler ama bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.

38. Huzurumuza gelince şöyle diyecektir: “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı kadar bir mesafe olsaydı! Bu ne kötü bir birliktelikmiş!”

39. Pişmanlığın bugün size bir yararı olmayacaktır, çünkü yanlış yaptınız. Bu azabı birlikte çekeceksiniz.

Allah’ın Kullarından İstediği

Mümin
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

65. Sonsuz yaşam kaynağı O’dur. O’ndan başka İlâh yoktur. O halde; samimiyetle yaşam biçiminizi, O’na (Allah’a/Kur’an’a) göre düzenleyerek ibadet edin/dua edin. Hamd'a lâyık olan Alemlerin Rabbi Allah’tır!

Bu ayette gördüğün üzere Allah samimiyetle yaşam biçiminizi O’na (Allah’a/Kur’an’a) göre düzenleyerek ibadet edin/dua edin diyor. Bu ayetteki anahtar kelimeler kuran ve Allah, bu ikisinden başkasına göre yaşam tarzı olanlar isterlerse günde beş vakit namaz kılsınlar kuran yolundan ayrıdırlar. Ben kurandan “Allah kullarından neler istiyor” diye bizden istediklerini bir dosyada topladım, elbette gözümden kaçan vardır. Allah bizden bunları istiyor. Allah kullarından neler istiyor.pdf

Üstte paylaştığım "Allah kullarından neler istiyor" ayetlerinde bizden istenen şeyleri yapmak için birine bağlanma şartı görebiliyor musun? Bu ayetleri daha iyi anlamak için hocalardan ders alınabilir, dersleri dinlenebilir ama hocalara/efendilere "hata yapmazlar" gözüyle bakıp her dediklerini doğru kabul etmek insanı felakete götürür. Bu ayetlere uyduğun zaman yaşam biçimini kurana göre düzenlemiş oluyorsun. Şunu da unutmamak lazım ki Allah'ı zikretmek için birine ihtiyaç olsaydı Allah gönüller ancak Allah'ı anmakla huzur bulur demezdi.

Rad
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

28. İşte onlar iman edip gönülleri Allah'ı zikretmekle, O'nu anmakla huzur bulan kimselerdir. İyi bilin ki gönüller ancak Allah'ı anmakla huzur bulur."