Allah'ın ilmi nasıldır? Allah'ın Bilgisi ve Kader nasıldır? Kader nedir?

☰ Menü

Arapça'da ki Cehdi Müstağrak

Aşağıda Bedir savaşının kader ile değerlendirilmesi var. Bunu anlayabilmek için önce Arapçanın cehdi müstağrak konusuna bir göz atmak gerekir. Bu açıdan alttaki ayettin gramer açısından bir açıklama aradım. Dinlemeden önce bunu oku. Bu derste alttaki ayet ele alınıyor.

Suat Yıldırım'ın mealini tercih ettiö, açıklamadaki lemma ya'lem hakkında video göstereceğim. Suat Yıldırm açıkça ayeti gizlemiş.

Tevbe
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

16. Yoksa siz, Allah sizden mücahede edenlerle Allah'tan, Resulünden ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri iyice ortaya çıkarmadan, kendi halinize bırakılacağınızı mı zannettiniz? Halbuki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

Âyetteki "ve lemmâ ya'lem" tabirinden maksat: "Allah sizden mücahede edenler ve müminler dışında sırdaş edinmeme imtihanını kazanacak halis müminleri ortaya çıkarmadan sizi kendi halinize bırakmaz." demektir.

Burada söz konusu kelime koyu yazdığım kelime. Bu ifadeyi Arapça gramer açısından cehdi mustağraktır. Açıklama aşağıda.

Fiili muzari cehdi mutlak : Geçmiş zamanda bir fiilin yapılmadığına delaet eder.

Fiili muzari cehdi müstağrak : Konuşan kişinin konuşma anına kadar devam etmesi ile geçmiş zamanda bir fiilin yapılmadığına delalet eden fiildir.(Cehdi müstağrakın cehdi mutlaktan bir başka farkı ise kendisinde ümit,beklenti manası olmasıdır.”henüz yardım etmedi,edebilir”gibi.)

Abdülaziz hoca Tevbe 16 da geçen “Allah içinizden cihat edeni Allah bilinceye kadar” ifadesindeki ki “bilinceye kadar” fiili cehdi müstağrak olduğunu, bunun bir imtihan olduğunu dolayısı ile fiilin yapısı gereği Allah daha önceden bu imtihanın sonucunu bilmiyordu diyor. Örnek diğer ayetler.

Muhammed
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

31. Yemin olsun, içinizden gayret gösterip didinenlerle sabredenleri bilinceye kadar, sizi belalarla imtihan edeceğiz. Haberlerinizi de eleyip tarayacağız.

Diğeri Ali İmran 142. ayet, bunda da Süleyman Ateş'in mealini göstereceğim.

Ali İmran
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

142. Yoksa siz, Allâh, içinizden cihâd edenleri (sınayıp) bilmeden, sabredenleri (sınayıp) bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?

Ayete geçen bilinceye kadar, bilmeden diye çevrilen "lemma ya’lemillah" ifadesi "a-li-me" kökünden gelen "yalema" kelimesinin bilmek dışında bir manası yoktur. "lemma" kelimesi Arapça'da "cehd-i müstağrak"tır. Bu yukarıda kuranı kerimin Arapça indirilmiş bir metin olduğunu yazdığım ayette geçen özeliktir. Arapça gramerde cehd-i müstağrak, "bilinceye kadar" ifadesi daha önce bilmedi bundan sonra bilebir demek oluyor yani Allah ayette belirttiği sabredenleri, gayret gösterenleri imtihan etmeden önce bilmiyordu demek oluyor. İmtihan yapıyor ki sabredenleri bilsin diye. Bu Arapça ayetin karşılığı böyle, insanlar Allah imtihan konularını daha önce bilmiyordu diyemediği için bu ayetlere "ortaya çıkarma" manası vermişler. Burada sıklıkla vurguladığım gibi konu imtihan gereği konulardır.

Cehdi müstağrak yukarıda ki tanımlamalardan da görüleceği üzere, geçmişte olmadı bundan sonra olabilir anlamında. Nasıl olacak peki? Bizim davranışlarımıza, hareketlerimize göre ortaya çıkacak. Şimdi burada çok önemli bir ayrıntı var bunu kaçıncı kez vurguluyorum bilmiyorum Abdülaziz hoca Allah’ın hiçbir şey bilmediğini iddia etmiyor. Allah ebette olayları biliyor çünkü olayları yaratan O ama ayetin ifade ettiği mana imtihan sonuçlarını daha önce bilmediği yönünde. Şimdi benim anladığım Suat Yıldırım’ın açıklamasında da olduğu gibi tefsirciler bu ayette ki gibi olayları “Allah imtihan ettiği insanların ne sonuçla döneceklerini daha önce bilmiyordu, insanları imtihan ettikçe öğrendi” manasını verememişler. Bunu da bildiğimiz “Allah her şeyi bilir” mantığına aykırı bulmuşlar. Zaten Abdülaziz hoca insanların kendi kafalarından bir Allah tanımı oluşturduğunu ayetleri de buna uydurduğunu söylüyor. Üstte Tevbe 16'ya Suat Yıldırım'ın açıklamasını aşağıya yazdım, "ve lemmâ ya'lem" ifadesinin ne olduğuna karşılık Abdülaziz hocayı dinle.

Âyetteki "ve lemmâ ya'lem" tabirinden maksat: "Allah sizden mücahede edenler ve müminler dışında sırdaş edinmeme imtihanını kazanacak halis müminleri ortaya çıkarmadan sizi kendi halinize bırakmaz." demektir. [Suat Yıldırım]

Ayetlere Biz Kafamızdan Meal Vermiyoruz

Arapça cehdi müstağrak ifadesini, anladıysan şimdi derse geçebiliriz.

Dersde geçen ayetleri çıkardım, Suat Yıldırım’ın mealini kullandım çünkü Suat hocanın meali herkesin varsayılan olarak bildiği bilgi ile tercüme edilmiş. Gelenekte herkes “Allah her şeyi ezelde yazdı bitirdi” “peygamberimiz hiç günah işlemedi” “Allah dilediğini saptırır dilediğine hidayet eder” diye bildiği için farkları görmek için Suat hocanın mealini kullandım. Derste geçen diğer ayetleri pdf yaptım, istersen linke ters tıklayıp bilgisayarına indirip dersle yan yana takip edebilsin.

Allah'ın Bilgisi ve Kader - Bedir Savaşı Örneği

Derte geçen ayetler, istersen linke ters tıklayıp bilgisayarına indirip yan yana açabilirsin.Allah'ın_bilgisi_ve_kader - Ayetler.pdf

Rum suresinin başındaki bu ayetlerle ilgili, "Allah yenileceklerini bilmiyor muydu" diye sorulara karşı bir açıklaması var, “bu ayetleri ben yazmadım, bunlar Allah'ın sözleri” diyor. Ayetlerin çarpıtıldığını anlatıyor.

Altta Suat Yıldırım’ın mealinde ki açıklamaya dikkat et, Fahrettin Razi der ki diye başlıyor. Aslında Abdülaziz hocanın bahsettiği şekilde fiile doğru anlam veriyorlar, samimiyetsiz olanları elbette bilecektir deyip altına bu “bilecektir” kısmı ile ilgili açıklama yapıyorlar. Şunu merak ediyorum şu an madem ayetler “daha önce bilmiyordu, bundan sonra bilecek” anlamında bu açıklamalar neye göre, ne esas alınarak yapılıyor o zaman, Allah'ı kendi yazdığı ayetlerden mi korumaya çalışıyorlar?

Suat Yıldırım meali

Ankebut
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

2. Müminler sadece “İman ettik” demeleri sebebiyle kendi hallerine bırakılıvereceklerini, imtihana tâbi tutulmayacaklarını mı zannettiler?

3. Biz elbette kendilerinden önce yaşamış olanları denedik. Allah elbette şimdiki müminleri de imtihan edip iman iddiasında sadık olanlarla, samimiyetsiz olanları elbette bilecektir.

Fahreddin Razî der ki: Müfessirler, bu âyeti zahirî şekliyle anlamanın, Allah’ın ilminde değişme ve yenilenme gerektireceğini zannederler. Zira Allah Teâla imtihan etmeden önce de neticeyi bilmektedir. Bu düşünce ile âyetteki “Allah bilecek” kısmını “Allah gösterecek, ortaya çıkaracak, ayırd edecek” diye açıkladılar. Biz de deriz ki: âyeti zahirî şekliyle anlamak, daha uygundur. Çünkü Allah’ın ilmi, bir sıfattır ki onda, her şey vâki olduğu gibi zuhur eder. Mesela imtihandan önce Allah bilir ki “Zeyd itaat edecek, Amr ise isyan edecek. Sonra imtihan sırasında da bilir ki birinci itaatli, ikinci âsi. İmtihandan sonra bilir ki Zeyd itaat etti, Amr ise isyan etti. Her üç durumda da O’nun ilmi değişmez. Değişen sadece ilmin konusudur.” İbnu’l-Muneyyir ise şöyle der: “Gerçekten, Allah’ın ilmi birdir. Her mevcuda, var olduğu sırada veya önceki ve sonraki şekliyle nasıl ise öyle taalluk eder.” Fakat unutmamak gerekir ki burada sebebin zikredilmesinden maksud, müsebbebe dikkat çekmektir. Yani “bilecek” demekten maksat “hak ettiği ödülü veya cezayı verecek” demektir.

1 - Allah'ın Bilgisi ve Kader - Soru Cevap Bölümü

Bu da kader ile ilgili. Ayetler, istersen linke ters tıklayıp bilgisayarına indirip yan yana açabilirsin. Allah'ın_bilgisi_ve_kader_Soru_cevap - Ayetler.pdf

Allah'ın bilgisi ve kader dersini soru cevap kısmında geçen son ayetteki Suat Yıldırım’ın açıklamasıyla devam edeceğim.

Lokman
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım (Nahl 98)

34. Kıyamet saatinin ne zaman geleceğini yalnız Allah bilir. Yağmuru da O indirir, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Herşeyi mükemmel tarzda bilen ve her şeyden haberdar olan, Allah'tır.

Bazı âlimlerimiz bu âyetteki beş bilinmeyen konuya mugayyebat-ı hamse derler. Bir hadis-i şerifte de bunu teyid etmek üzere "Beş şey vardır ki onları Allah'tan başkası bilemez" buyurulduktan sonra bu âyet zikredilmiştir. Münavi'nin dediği gibi, hadisin mânası: "Bu beş şeyi Allah'tan başkası, bütün özellik ve incelikleriyle. bilemez." Şu halde bu hadis Allah Teâlnın bazı makbul kullarına, hatta bu beşten bazı gaybî şeyleri bildirmesine mani değildir. Çünkü bu, sınırlı gayblardandır. Mu'tezilenin bunu inkâr etmesi de mânasızdır. Bir de şuna dikkat etmek gerekir. Gayb, mutlak gayb ve izafî gayb diye iki çeşittir. Âyet, mutlak gaybın, başkası tarafından bilinmesini reddediyor. İzafî gayb, bazı şartlara, bazı durumlara, bazı şahıslara göre gayb iken bazılarına göre gayb olmayan hususlara denir. Mesela İstanbul'daki insan, Tokyo'da cereyan eden hadiseyi bilemez. Ama vasıtalara sahip olan kimse, televizyon teknolojisi sayesinde görebilir. Bir sene sonra yağmurun ne zaman, ne kadar yağacağı mutlak gaybdır. Ama Allah, dünya atmosferinde yağmurun sebeplerini varettikten sonra, diğer insanlar için yağmur zamanını bilmek gayb olduğu halde, meteoroloji uzmanları tahmin raporu verebilir. Diğer bir konu ana karnındaki ceninin cinsiyetini bilme işidir. Son dönemde ultrason gibi cihazlarla bunu tesbit mümkündür. Âyet-i kerime "Rahimlerde olanı yalnız Allah bilir" buyuruyor. "Mâ" Arapçada en umumi bir lafızdır. Kapsamı son derece geniştir. Doğacak çocuğun her türlü maddî özelliklerine, genetik özelliklerine şamil olduğu gibi bütün istidatları, kabiliyetleri, hayat mukadderatı, ta cennete veya cehenneme girinceye kadar bütün özellik ve ayrıntıları dahildir ki bu gaypların yanında, kız mı erkek mi olacağı meselesi zikre bile değmez. Geçen asırlardaki müfessirler için, cinsiyeti bilmek mutlak gayb durumunda olduğundan, bazıları bilinmeyecek şeylere misal verme kabilinden bunu söz konusu etmişlerdir. [Suat Yıldırım]

Bir insanın cennetlik veya cehennemlik olduğu Suat Yıldırım’ın açıklamasında yazdığı gibi doğmadan belli midir? Şu an senin nereye gideceğin belli mi? Cennetlik misin cehennemlik misin, sen doğmadan bir yerde yazıyor muydu? Cevabı ikinci derste. Soldaki menüden Kader derslerinden "Başımıza Gelenler Ne Zaman Yazılır?" sayfasını aç.